AKP İzmir milletvekili Sayın Mahmut Atilla Kaya’nın İZSU ile ilgili liyakat eleştirisi üzerine İzmir’in su krizi ne durumda adına bir makale yazma gereği ortaya çıktı. Geçtiğimiz günlerde İzmir’imizin örnek bürokratlarından, İZSU’nun 30 yıla dayanan emekçisi, hafızası (jeofizik mühendisi ) Genel Müdür Yardımcısı Onur Demirci’yi ziyaret ettim. Kendisinin aktardıkları, durumun ciddiyetini tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyordu. Son yağan yağmurlar olmasaydı, İzmir’in ciddi bir susuzluk riskiyle karşı karşıya kalabileceğini; adeta “direkten döndüğümüzü” ifade etti. Konuya hâkimiyeti, çözüm odaklı yaklaşımı ve kurumsal bakış açısıyla İzmir için büyük bir şans olan Sayın Demirci’nin en dikkat çekici önerilerinden biri ise son derece net: Türkiye’de mutlaka bir “Su İşleri Bakanlığı” kurulmalı. Çünkü olası bir su krizini, farklı bakanlıkların dağınık ve birbirinden kopuk kararlarıyla yönetmek mümkün değil. Su yönetimi; merkezi, koordineli ve uzun vadeli bir strateji gerektirir. Aksi halde alınan kararlar günü kurtarır, geleceği ise riske atar. Sayın Demirci’nin özellikle yağmur suyu kanalları ve gece saatlerinde su tüketiminin düşük olduğu zaman dilimlerinde uygulanan planlı kesintilerle depoların doldurulmasına yönelik değerlendirmeleri, (hepimiz gece su kesintisi ne işe yarar deriz belki ama gece doldurulan depoların gündüz bölgelere verilmesi işin ne kadar teknik ama bir o kadar da hayati olduğunu gösteriyor.)

Bu noktada liyakatin ne kadar önemli olduğu bir kez daha ortaya çıkıyor. Küresel ölçekte büyüyen ama çoğu zaman yeterince ciddiye alınmayan bir tehdit var; su krizi. Artık bu mesele geleceğin değil, bugünün sorunu. Artan nüfus, kontrolsüz kentleşme, sanayileşme ve küresel ısınma ile bağlantılı iklim değişikliği, dünyayı hızla susuzluk sınırına yaklaştırıyor. Yağış rejimleri değişiyor; yağmurlar ya hiç yağmıyor ya da kısa sürede sele dönüşüyor. Bu durum, suyun hem miktarını hem de yönetimini zorlaştırıyor. Dünya genelinde kişi başına düşen su miktarı hızla azalırken, suya erişim geleceğin en büyük jeopolitik krizlerinden biri olmaya aday. Türkiye’ye baktığımızda ise tablo daha da düşündürücü. Türkiye, sanılanın aksine su zengini bir ülke değil; “su stresi” yaşayan ülkeler arasında. Kişi başına düşen yıllık kullanılabilir su miktarı kritik eşiklere dayanmış durumda. Özellikle Konya ve Ankara ile birlikte İzmir’de de yer altı sularının hızla tükenmesi ve baraj doluluk oranlarının düşmesi alarm veriyor. Sorunun kaynağı sadece doğa değil; insan eliyle büyütülen hatalar da bu krizi derinleştiriyor. Tarımda vahşi sulama yöntemleri, şehirlerde bilinçsiz tüketim, kaçak kullanım ve altyapıdaki kayıp-kaçak oranları suyu hızla tüketiyor. Sayın Onur Demirci’nin ayrıca işaret ettiği de Türkiye’de suyun yaklaşık yüzde 70’i tarımda kullanılıyor, ancak bunun önemli bir bölümü verimsiz yöntemlerle israf ediliyor konusu da çok önemli..

TÜRKİYE NE YAPMALI?

Öncelikle sayın Demirci’nin önerisi Su Bakanlığı mutlaka ve mutlaka kurulmalı ..
(Buradan bende sayın vekilimiz Mahmut Atilla Kaya’ya öneriyorum )

Genel müdür yardımcımız Onur Demirci’den aldığım bilgilere göre;
Su yönetimi bir “milli güvenlik meselesi” olarak ele alınmalı. Parçalı politikalar yerine bütüncül ve uzun vadeli bir su stratejisi oluşturulmalı. Tarımda damla ve yağmurlama sulama sistemleri yaygınlaştırılmalı; çiftçiye sadece destek değil, dönüşümü zorunlu kılan politikalar sunulmalı. Kurak bölgelerde su tüketimi yüksek ürünlerin ekimi sınırlandırılmalı. Şehirlerde altyapı reformu kaçınılmazdır. Su kayıplarını azaltacak modern şebekeler kurulmalı. Yeni yapılarda yağmur suyu toplama sistemleri zorunlu hale getirilmeli, gri su geri dönüşümü yaygınlaştırılmalıdır. Toplumda su tasarrufu bilinci artırılmalı; bu bir tercih değil, zorunluluk olarak görülmelidir. Sanayide suyun yeniden kullanımı teşvik edilmeli, bazı sektörlerde zorunlu hale getirilmelidir. Ayrıca deniz suyunun arıtılması gibi alternatif çözümler de belediyeleri aştığından güçlü yatırımlarla devlet tarafından yapılmalıdır. Son olarak unutulmamalıdır ki su sadece teknik bir kaynak değil, aynı zamanda stratejik bir güçtür. Gelecekte enerji savaşlarının yerini su savaşlarının alabileceği artık açıkça konuşuluyor. Türkiye, coğrafi konumu gereği bu risklerle doğrudan karşı karşıya.
Özetle; su krizi kapıda değil, artık içeri girmiş durumda. Bugünden kararlı, bilim temelli ve liyakat esaslı adımlar atılmazsa, yarının Türkiye’si çok daha ağır bir susuzluk gerçeğiyle yüzleşmek zorunda kalacaktır. Suyu korumak, geleceği korumaktır.