Ahlakın yeri, zamanı ve koşulları vardır. Tıpkı insanlar gibi… Nasıl açlıktan ölmek üzere karda kıyamette aylarca aç kalan insanın yaşam mücadelesinde, ölen birinin cesedini yemek zorunda kalması ahlak kavramını aşan bir konuysa, insanoğlunun kötü koşullardaki davranışlarını sorgulamak da hayatı; tuhaf ve anlaşılmaz kılar!

Geçenlerde ülkemize gelen Ukraynalı bir turistin arabasında kendi halinde paralarını sayarken, motosikletle arabanın yanına. Gelen silahlı iki kişi, camı silahla kırarak adamın elindeki paraları alıyorlar. Sonra motosikletlerine binip kaçmaya çalışırlarken parası çalınan turist de hızla adamları takip etmeye başlıyor ve arkalarından çarparak, motosikletli gaspçıların ölmesine sebep oluyor. Üstelik sokak kamerasında her şey görüntüleniyor! Haydi bakalım bir düşünelim buradaki suçlu kim?

Olaydan sonra mahkeme Ukraynalı turiste 25 yıl hapis cezası veriyor. Neticede motosikletli adamlar ölüyor, gasp edilen turistin ise hayatı sönüyor!

Tabii toplumda büyük tartışma konusu oldu bu konu. Sosyal medyada haberin altına atılan yorumlar da dikkat çekici. Yorumların birkaç tanesi şöyle:

_Suçluyu koruyan yasalar bilinçli olarak memleketi suç yuvasına çeviriyorlar.

Bu saçmalığın başka bir açıklaması olamaz.

_Gaspçılar adamı öldürse denetimli serbestlik alırdı.

_Ülkeyi iki hayırsızdan kurtaran kişiye vatandaşlık artı üstün hizmet madalyası verilmeliydi…

-Şaka gibi..

_Ceza bile almaması gerekiyor. Hırsızlığa teşvik edici bir ceza olmuş…

Haberin altında daha üç bin kişinin yorumu var… Bu yorumlardan görülüyor ki kamuoyunun vicdanı rahat değil. Yorumlarda meşru müdafaanın şartlarını bile yayımlayan olmuş!

Bakın benzer bir olay Ekvador’da bir yerde oluyor. Otomobiliyle yolda giden bir adama iki kişi silahla saldırıda bulunuyor. Otomobildeki kişi geri vitese takıp, bilinçli bir şekilde kendisine saldıran silahlı adamı eziyor, adam hayatını kaybediyor. Olay mahkemeye intikal ettiğinde adamı öldüren kişiye yasalar ceza vermiyor ve sanırım adamı meşru müdafaadan serbest bırakıyorlar.

İki benzer olay! Farklı cezalar. Bir de siz yorumlayın bakalım!

Bir haber:” Eminönü’nde sokak ortasında husumetlisini kovalayıp kurşun yağdırdı.” Olaya şahit olan bir turistin yorumu:

Ülkeniz çok sanatsal!” Herhâlde bozuk Türkçesiyle şöyle düşünüyor:

Merhaba ben Türkiye’ye turist olarak geldim. Sokaklarda hep aksiyon var. Sanata ilgi var. O oradan ateş ediyor, o da kaçıyor. Adam vuruluyor gerçekçi kan akıyor. Dizi, film seti olduğuna eminim. İnsanlara bu setleri çekmelerine izin veriliyor. Çünkü herkes telefonuyla sahneleri çekiyor, sosyal medyada paylaşıyorlar. Gerçekçi sahneler. Çünkü gerçek olsa polisi ararlar. Çünkü alkışlıyorlar, tezahürat yapıyorlar. Sanata çok ilgililer. O yüzden ekşınlı hareketli sokaklar. Ben seviyorum o yüzden Türkiye’yi çok!”

LEVENT KIRCA

Konuya bu yönden bakarsak eğlenceli gözüküyor. Eskiden güldüğümüz usta oyuncu Levent Kırca’yı burada anmadan geçemeyeceğim. Ama millet olarak kolektif bilincimiz artık bıkmış, bezmiş depresif halde hiçbir olaya; tepki vermiyor, şaşırmıyoruz. Galiba yeni normalimiz haksızlığa, kötülüğe, hırsızlığa ve ahlaksızlığa ‘şaşırmamak’ oldu! İngiliz filozof ve toplum kuramcısı Jeremy Bentham geldi birden aklıma. Bentham 1785 yılında bir hapishane modeli inşa etmiş. Bu model; dairenin merkezinde yapılmışgözetmenin kulesi ve çevresinde dairesel biçimde konumlandırılmış mahkumların hücreleriyle oluşuyor. Böylece dairenin merkezindeki gözetmen tüm mahkumları kontrol edebiliyor. Bu modelin adı ‘Panoptikon’ .

Panoptikon modeli; toplumsal kontroldeki amacı insanların davranışlarını kontrol altına almak, onların otoritenin belirlediği kurallara uymasını sağlamaktır. Fransız filozof Michel Foucault panoptikon modelinin toplumsal kontroldeki rolünü “Gözetim Toplumu “kavramı ile açıklar.

Gözetim Toplumu kavramı günümüzde okul, hastane, sosyal medya dahil toplumun bir çok yerinde kullanılıyor. Ama bu modelin toplumda iyi ya da kötü bir etkileri de tartışılıyor! Toplumsal değerler ve ideolojiler göz önüne alındığında eleştirmemek mümkün değil Hele de baskıcı bir otoritenin olduğu toplumlarda! Anlayacağınız özgürüz ama denetim altında! Üstelik bu denetimlerin iyi ya da kötü niyetli olması, önemli değil!

Noam Chomsky’nin dediği gibi:

Her türlü otorite ve hiyerarşi sorgulanmalı ve bunların meşruiyeti ispatlanmalıdır. Meşruiyetini ispatlayamayan her türlü otorite gayrimeşrudur ve devrilmelidir.