Dünyanın yedi harikasından biri olarak bilinen bir eseri hiçbir anlatım kolay kolay ve layık olduğu şekilde betimleyemez. Milattan öncesi yola çıkıp ta onca doğa olayına rağmen günümüze ulaşmayı başarabildiğine göre belli bir gizeme sahip olmalı. Yine de bir şeyler söyle derseniz, ben buna “ iktidar” denen bir gücün insan eliyle ete kemiğe büründürülmüş halinin görüntüsü diyebilirim. Her ne kadar güneş ışınlarıyla pırıl pırıl parlayan en üst noktası, iyi olarak bildiğimiz herhangi bir faninin dahi başını döndürecek ve onu olduğundan başka bir kalıba sokacak devasa bir gücü temsil ediyorsa da, yine de o yerin yalnızlığında yaşamak pek akıl kârı değil. Kaldı kio noktaya ulaştığınız anı izleyen daha ilk saniyede başlayan ve kimine uzun kimine kısa düşüş sürecinin netice itibariyle her koşulda mukadder olması işin bir başka yönü. Nihayet, çağlar boyu kendini o zirvede rakipsiz görmüş niceleri orada sürekli oturmayı başara bilselerdi, muhakkak ki piramidin zirvesinde kendilerinden bir işaret duruyor olurdu. Oysaki her biri dıştan ne denli azametli görünürse görünsün, neticede içinde bir firavunun bedenini saklayan mezar taşları olarak sürdürüyor yolculuğunu. Piramit ve futbol. İkisi arasındaki ilişki ne diye soran birine verilecek cevap şüphesiz zirveye ulaşma yolundaki mücadelenin en güzel örneğini teşkil etmiş olmasıdır. Hangi edebi metne bakarsanız bakın, piramit her daim yaşama dair bir “mücadele simgesi” olarak görülür. Ben izninizle bugün bu mücadeleden hakem dünyasının payına düşen kısma değinmek istiyorum ama siz isterseniz bunu iş hayatınıza veya yaşamınızın bir başka alanına uyarlayabilirsiniz. Hakemlikte zirve mücadelesi iki farklı yoldan yapılır efendim. Birinci yolun yolcuları her zaman saf, temiz duygu ve fedakârlık anlayışıyla harmanladıkları adanmışlığı düstur edinerek bu işe gönülden soyunurken, arka yol yolcuları olarak isimlendirilecek olanlarsa, adları üzerinde arka yoldan yürümeyi pek ama pek çok severler. Siz hafta sonunda gideceğiniz maçın hangisi olacağını beklerken onlar kurdukları özel ilişkiler sayesinde hangi maça gideceklerini bilmekle kalmaz, sizin gitmeniz gereken maça dair fikir bile yürütürler. İşinen acı yanı hep yanınızda ve yakın arkadaşınız olarak görünürler ama sizin olmadığınız ortamlarda sizden söz açıldığında “Allah için çok iyi bir insan, karakter desen on numaraçok düzgün bir yaşamıvar ama hakemlik başka bir şey canım” cümlesinin hüküm vaz eden acımasız anlatımıyla bırakın piramidin zirvesine yol almayı, yakınlarında dahi dolaşmanıza tahammül edemezler. Zaten işin püf noktası da tam burası ya. Emek veren ile emeksiz yemek sevenin sahnede aynı anda oynadıkları bu piyeste isimler değişse bile roller bir türlü değişmez. Yalnız dürüst, hakkaniyetli yöneticiyi tenzih ederek devam etmek isterim ki, onların da güvenilen dağlarakar yağmaması için gösterebilecekleri çaba, başka deyişle ellerinden gelen de hep bir yere kadardır. Çarkların yılışık bir ritimle döndüğü bu ortamda hiç bir güç,etik dışı sonucun oluşmasını önleyemez. Aslına bakarsanız arka yol yolcularının günümüzde herhangi bir mahcubiyet duymaksızın belli bir alış veriş gibi gördükleri basite indirgenmiş bir hikayedir bu. Sizin “bu kadar da olmaz yani” diyerek tepki göstereceğiniz bir şey, onlar için ahval-i adiye olup, tüm dertleri kendilerinden istenen neticenin istendiği biçimde sağlayıp sağlayamamalarıdır. Yoktur çünkühayatlarında, sizin yaşamınızda olanlar. Bunu elde edebilmek için çalışıp yükselmek yerine, kendilerince yukarıda olanı aşağıya çekmekle sağlarlar eşitliği, her biri sığ zihniyete köle olmuş kafalarının içinde.Bu yüzden yükseliş yolunda gözünüzün içine baka baka hakkınızın yenmesini içlerine sindirebilirler.

Kaybedecek bir şeyleri olmadığı için, parçası olmaya can attıkları ışıltılı dünyada ezik ruhlarını ucuz yolla tatmine ulaştırmaktan başka hedefleri yoktur. Bu gibilere hakem yerine “arka yol yolcusu” dememin yegâne sebebi, gerçek hakemin dünyasında olaylara hiçbir zaman bu türden yaklaşım olmamasındandır. Bu yüzden isterim ki herkesi aynı kefeye koymayasınız. Hikayemizin bir de klasman belirlemedeki notlama gerekliliği doğrultusunda gözlemci üzerinden yürütülen kısmı vardır ki, siz “ne güzel ince ince yağmur yağıyor” deyip şemsiyeniz olmadan dolaşmaya çıktığınızda, üzerinize düşen her damlanın aslında halk arasında “ahmak ıslatan” denen yağmurun bir parçası olduğunun farkına varamazsınız. Niyetim hakem camiasını karalamak değil. Böyle olsaydı otuz yıla yakın birikimin içinden sayısız örneği çekip koyardım önünüze. Hatta gözünüzün önünde cereyan etse de aslını hiç öğrenemeyeceğiniz hikayelerini sıkıştırı verirdim satır aralarına. Ben sadece bilmenizi istedim ki, hemen her yerde karşılaştığımız bu tip kafalardaki örümcek ağlarının yaşamınıza yansımasını istemiyorsanız, evinizde yaptığınız gibi yaşamınızda da sık sık temizlik yapmakta fayda vardır efendim. Hem temizlik imandan gelir malum. Herkes kendi evinin önünü süpürse sokaklar tertemiz olurcümlesinin oldukça gerçekçi etkisinden hareketle sizi bu arka yol yolcularını bir şekilde yaşamınızdan uzaklaştırmaya davet ediyorum. Hazır şu sıra futbolun güzelliğine dokunan kirli eller yavaş yavaş kırılmaya başlamışken, aysberginsuyun altındaki kısmının bundan nasibini alması tek dileğim. Hani Michelangelo üstada sormuşlar: “Böyle muazzam bir heykeli nasıl yaptınız” diye. Bana kalırsa üstadın “fazlalıkları aldım, heykelin güzelliği ortaya çıktı” cevabını piramidin ucuna asmamız yeterli olacaktır efendim. Fazlalıkları itinayla temizlenmiş bir güzellik, çağdaş firavunlar dahil herkes tarafından ve her yerden görülebilsin diye.