Düşünün ki eskiden çok iyi olan ekonomik düzeniniz bozuldu. Çarşıya, manava, bankalara borcunuz var. İflasın eşiğindesiniz. Yan evde oturan komşunuzun maddi durumu ise çok iyi, gayrimenkulleri, altınları, yatları, katları var. Ama eşine, dostuna, ailesine kötü davranıyor, para, pul vermiyor. Siz de tüm bunları öne sürüp, eli silahlı arkadaşlarınızı toplayıp hep birlikte yan komşunuzun evine ve tüm mal varlığına el koyuyorsunuz. Bundan sonra ailene ben bakacağım, maddi gelirini ben yöneteceğim diyorsunuz. Olmaz mı? Olmaz tabii… Hak var hukuk var diyeceksiniz değil mi? Biz sıradan vatandaşlar böyle şeyler yaptığımızda hemen kodesi boylarız! Peki ya hükümetler?

Lafı nereye götüreceğimi anladınız siz. Amerika Başkanı Donald Trump’ın Venezuella’ya çökmesinden bahsediyorum. Borç bataklığı içinde çırpındığı için şımarık çocuklar gibi “orası benim, burası da benim!” deyip güya demokrasi götürdüğü ülkelere yaptığı zorbalıklardan.
Sanayi Devriminden sonra dünya liderliğini elinde tutan Amerika iflasın eşine gelmişken, derdinin dermanını her zaman yaptığı gibi diğer ülkelerin ekonomisine çökerek arıyor. Aslında biraz geçmişe gidersek, ekonomisini düzeltme taktiği hep aynı.

1989 da Amerika Birleşik Devleti; Panama lideri Manuel Noriega’yı bugün yaptığı gibi uyuşturucu kaçakçılığı ile suçlayıp, bir seri operasyonla Miami’ye getirmişti. Noriega kendi ülkesinde devlet başkanı iken ne olduğunu anlamadan birden kendini Amerika mahkemelerinde yargılanırken bulmuştu. Sonucunda hapise atıldı.

Venezuela ise 1950’lerde Latin Amerika’nın en zenginiydi. Bugün ise eski zenginliklerinden eser yok. Amerika için burası, Çin ve Rusya’nın bölgedeki kalesi haline gelmiş enerji santralidir. Bu hareketle Trump sosyolojik anlamda, ben her şeyi yapabilirim mesajını veriyor. Bir gecede Venezuella Başkanı Madura‘yı tutuklayıp New York ‘a götürmesinin görüntülerini dünya medyasına servis edilmesinin nedeni de budur.

Venezuela kanıtlanmış dünyanın en büyük petrol rezervine sahiptir. Yaklaşık 303 milyar varile sahiptir. Ama yıllarca süren yönetim krizi ve yaptırımlar sebebiyle bu gücünü kullanamıyordu. Şu anki Chevron ve Exxon Mobil gibi dev firmaların gözü Caracas’da… Eğer yönetim Amerika’nın kontrolüne geçip bu rezervler işletilirse piyasaya milyonlarca petrol girecek. Ekonomik açıdan bakıldığında bir ürünün arzı artarsa o ürünün fiyatı düşer. Bu durum küresel enflasyonu düşürmek için harika bir yöntem. Tabii Avrupa devletleri için harika. Ya gelirini petrolden sağlayan devletler ne yapacak?

Türkiye açısından bakacak olursak, Venezuela ve Türkiye son yıllarda altın ve petrol üzerine stratejik bir anlaşma yapmıştı. Venezuela’nın altınları Türkiye’de rafine ediliyordu. Karşılığında, gıda ve lojistik destek sağlanıyordu. Yönetim Amerika’nın eline geçerse Türkiye’nin altın koridoru ve enerji anlaşmaları iptal edilebilir. Siyasi diplomasi açısından ise Latin Amerika’da arabulucu rolünde olan Türkiye, Trump’ın bu anti demokratik hareketi karşısında, seçim yapmak zorunda kalabilir.

İşin en kötü kısmı ise, Venezuella’ya yapılan zorbalığı seyreden tüm dünya ülkelerinin başına aynı şey gelebilir.
Venezuella halkı Maruno’nun gidişini kutlayadursun, başlarına gelecek emperyalist güçlerin esareti altında yaşamanın zorluklarından habersizler. Bir devletin cumhurbaşkanını ancak o ülkeni halkı görevinden almalıdır. Başka türlüsü, denize düşüp yılana sarılmak gibidir. Çünkü “Kan kokusu almış bir köpek balığından daha tehlikelisi, petrol kokusu almış Amerikan emperyalizmidir”