CHP İzmir’de son geçtiğimiz ay dikkat çeken bir buluşma yaşandı. İçinde benim de olduğum CHP geçmiş dönem ilçe başkanları olarak sevgili büyüğümüz geçmiş dönem konak ilçe başkanı Sinan Karamustafaoğlu öncülüğünde, sayıları yüze yaklaşan partili bir araya geldik. Kimileri bunu yüzeysel bakışla “yeni bir hareket”, “örtük bir rahatsızlık” ya da “parti içi hesaplaşma” olarak okumaya çalışsa da örgütte bu buluşma büyük memnuniyet yarattı. Oysa mesele ne koltuk kavgasıydı ne de yönetime karşı bir başkaldırı. Bu buluşma, çok daha derin bir yerden konuşuyordu; Vefadan, emekten ve hafızadan. İzmir’de CHP’nin belediyeleri kazanmasında, örgütün sokakta güçlenmesinde, sandık güvenliğinin sağlanmasında, en zor dönemlerde partinin ayakta kalmasında maddi-manevi bedel ödemiş insanlar bunlar. Ailesinden, işinden, zamanından fedakârlık yapmış; çoğu zaman adı bile anılmadan mücadele etmiş bir kuşak. Bugün gelinen noktada, bu insanların önemli bir kısmının kendini unutulmuş, yok sayılmış, devre dışı bırakılmış hissetmesi tesadüf değil. İşte bu toplantının en çarpıcı sonucu da buydu. Orada bulunanların memnuniyeti, görülmenin ve hatırlanmanın verdiği duyguyla zirvedeydi. Altını kalın çizgilerle çizmek gerekiyor; bu topluluğun partiye karşı tek bir muhalif cümlesi yok. Ne bir isyan, ne bir alternatif arayışı, ne de “birilerini bir yere taşıma” hesabı…
Tam tersine; bu insanlar, CHP’nin eski parti içi demokrasi kültürünü, vefa duygusunu ve birlikte akıl üretme geleneğini yeniden hatırlatmak için oradalar.
“Biz buradayız” demeleri, “siz gidin” anlamına gelmiyor.
“Biz hâlâ varız, hâlâ katkı sunabiliriz” demek istiyorlar.
HARÇ ÇATLADIĞINDA…
CHP Konak İlçe eski Başkanı Sinan Karamustafaoğlu’nun öncülüğünde gerçekleşen ve 100’e yakın eski ilçe başkanının katıldığı toplantı, bu anlamda bir semboldür. Çünkü bu insanlar bir günde ortaya çıkmadı. CHP’nin İzmir’de kök salmasının, kale haline gelmesinin canlı hafızasıdırlar. Unutulmamalı ki bugün İzmir’de, CHP adına makam ve sorumluluk taşıyan birçok isim, o koltuklarda bu insanların geçmişte verdiği mücadelenin sonucu olarak oturuyor. Siyaset biraz da bunu hatırlama işidir. Siyaset sadece gençlik heyecanıyla, tabelayla ya da sosyal medya diliyle yürümüyor. Siyaset hafıza ister. Tecrübe ister. Dün yapılan hataları bilen, dün kazanılan başarıların nasıl elde edildiğini hatırlayan insanlara kulak vermeyi ister. Partiye yıllarını vermiş insanları bir kenara koymak, “artık size ihtiyaç yok” duygusu yaratmak, ne siyaseten akıllıcadır ne de vicdanen doğrudur. Vefa, bir partinin en sessiz ama en güçlü harcıdır. O harç çatladığında, bina ayakta durmaz. Bu nedenle “Biz Buradayız” çıkışı CHP için bir tehdit değil, tam tersine önemli bir fırsattır. “Bunlar nereden çıktı?” diye sormak yerine, “Bu tecrübeden nasıl faydalanırız?” diye düşünmek gerekir.
Ve başta benim ve diğer arkadaşların o toplantıda olma sebebi ve konuşulanları buyurun size özetleyeyim. İzmir, CHP için sadece bir büyükşehir değil; kimlik, hafıza ve siyasal meşruiyet alanıdır. O yüzden “İzmir kaybedilirse” meselesi, bir belediyenin ötesinde bir anlam taşır. CHP’nin İzmir’de kaybetmemesi için yapılması gerekenler aslında zor değil; ama samimiyet, cesaret ve vefa ister.
Eski ilçe başkanları, geçmiş yöneticiler ve deneyimli kadrolar dışlanmamalı
Danışma kurulları göstermelik değil, karar süreçlerine etkili hale getirilmeli.
“Biz Buradayız” gibi oluşumlar tehdit değil, erken uyarı sistemi olarak görülmeli. İzmir’de seçmen CHP’ye oy veriyor ama kabul edelim ki zaman zaman belediyelere mesafe koyuyor. Bunun nedeni partiyle belediyeler arasındaki kopukluk. Belediyeler “ben seçildim, gerisi beni ilgilendirmez” anlayışından çıkmalı. İl ve ilçe örgütleri, belediye icraatlarının sahada anlatıcısı olmalı belediye başkanları örgütü sadece protokolde değil, mahallede muhatap almalı.
“Nasıl olsa CHP kazanır” rahatlığı, CHP’ye İzmir’de kaybettirecek en tehlikeli duygudur. Ön seçim gerçek anlamda uygulanmalı. “Merkezden atama” refleksi terk edilmeli. İlçenin sosyolojisini tanımayan, sahası olmayan isimler aday yapılmamalı. İzmir seçmeni adaydan çok şuna bakar; “Bu kişi bizimle temas kuruyor mu, bizi dinliyor mu?”
Partiye yıllarını vermiş insanların yok sayılması, CHP’nin İzmir’deki en büyük yarasıdır. Eski yöneticiler, emekçiler, kanaat önderleri bilinçli olarak sürecin içine çekilmeli. “Görev bitti, ilişki bitti” anlayışı terk edilmeli. Partide bir “hafıza meclisi” gibi çalışan yapılar oluşturulmalı. Unutmayalım İzmir seçmeni sadıktır ama körü körüne değil. Tepkisini sandıkta göstermekten de çekinmez.
“Biz zaten iyiyiz” dili yerine, “nerede eksik kaldık” dili kullanılmalı. İzmir’de seçmen kibri affetmez, o kibirler terk edilmeli. CHP, Türkiye’ye demokrasi vaat ediyorsa, bunu önce İzmir’de göstermeli. İl ve ilçe kongreleri gerçek tartışma alanları olmalı. Farklı görüşler bastırılmamalı. Parti içi muhalefet düşman değil, zenginlik olarak görülmeli. İzmir, CHP’nin demokrasi laboratuarıdır. İzmir’i kaybetmemenin yolu; daha çok kulak vermekten, daha az dayatmaktan ve yeniden vefayı hatırlamaktan geçiyor. Bu noktada CHP İzmir İl Başkanımız Çağatay Güç’e de önemli bir sorumluluk düşüyor. Beklenti çok net;
Bu sese kulak verilmesi. Bu emek sahiplerinin hak ettikleri değeri görmesi…
Ve İzmir’i CHP’nin kalesi yapan bu insanların bilgi ve birikimlerinden, partinin yararına olacak şekilde faydalanılmasının önünün açılması…
Çünkü bazı insanlar görevden ayrılsa da partiden hiç ayrılmaz. Ve bazen bir partiyi ayakta tutan şey, yeni yüzler kadar, eski emeklerin unutulmamasıdır.