İnce, uzun yüzlü, sivri burunlu bir adamdı. Kızıla çalan seyrek saçlarının aksine bıyığı ve sakalı bir hayli gürdü. Orta boylu sayılırdı. İyi giyinir, boynundan asla kravatı eksik etmezdi. Herkes cimri dese de o kendini hesap adamı olarak nitelerdi. 3 kuruşun hesabını yapar, temsil ettiği arazi sahiplerinin parasını kendi parası gibi korurdu. 1880 yılının İrlanda’sında ünlü bir arazi yöneticisiydi. Zengin toprak sahiplerinin arazilerini çiftçilere kiralar, kendi de arada komisyonunu alırdı. O bahar bir hayli kurak geçti. Aralıksız günlerce devam eden yağmurlarıyla meşhur İrlanda’ya aylardır damla düşmemişti. Çiftçiler çaresizdi. Bizim Charles Boycott’un kapısına dayandılar. Yüksek arazi kiralarından yüzde 25 indirim istediler. Bizimki geri adım atar mı? Asla. Canını verir parasını vermezdi. Hele ki yüzde 25. Olacak iş değildi. Borcunu ödemeyenlere kapıyı gösterdi. Ya para ya tarla dedi. Güç kullanarak arazileri üreticilerden geri almaya başladı. İrlanda Ulusal Toprak Birliği Liderlerinden Charles Stewart Parnall ilginç bir öneri de bulundu. Boycott’u boykot edin. Bizim Boycott ve onunla çalışanlarla tüm ilişkiler kesildi. İşçiler tarlalarda çalışmayı bıraktı. Esnaf ona ve yakınlarına parayla bile mal satmadı. Hatta postacılar mektuplarını bile götürmedi. İş çığırından çıkınca Londra duruma el koydu. Askerler eşliğinde bölgeye İngiltere’den işçiler getirildi. 

10 BİN STERLİN

Hasat yapıldı yapılmasına da 500 sterline mal olacak işin maliyeti 10 bin sterlini buldu. Ama bu direniş Mr. Boycott’un adını dünya literatürüne sokmayı başardı. Anadolu’daki ilk boykot ise İrlanda’dan tam 28 yıl sonra ithal edildi. Bosna’yı işgal eden Avusturya 1908’de bölgeyi ilhak ettiğini duyurunca askeri müdahale imkanından yoksun olan Osmanlı İmparatorluğu, İttihat Terakki önderliğinde bir boykot kararı aldı. Özellikle fese karşı. Çünkü neredeyse her erkeğin kafasında olan o meşhur kırmızı fes Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’ndan geliyordu. Komite kuruldu. Yerine şapka benzeri bir şey giyelim denildi. Çok geçmeden fesin yerini alacak serpuş da bulundu. Yerli üretim kalpak. 1908 boykotu yerli sanayinin oluşmasında önemli bir adım olarak tarihe geçti. Ohoo..  Daha sonra neleri boykot etmedik ki. Öcalan’ı Como gölü kıyısında villada saklayan İtalya’ya kızdık. Spagetti’ye küstük. İsrail’’e atar yaptık. Colaları marketten alıp rögarlara döktük. Hem de şişe şişe. Hatırlasana. Hollanda’ya inat portakalları bıçakladığımız da oldu. Turp dişleyip Trump’a diklendiğimiz de. Haktır kardeşim isteyen istediğini yapar yapmasına da daha önce kendi sanayicimizi, esnafımızı böyle komple boykot ettik mi? Ben pek hatırlamıyorum. İyi düşünmek lazım. Bana biraz kendi ayağına sıkmak gibi de geliyor.