Çocuk büyütürken hepimizin en büyük korkularından biri, çocuğumuzun okulda ya da arkadaş çevresinde üzülmesi… Hele bir de karşısında onu küçümseyen, dışlayan, dalga geçen ya da korkutan bir çocuk varsa, anne-baba olarak içimizden hemen “Ben gidip halledeyim” demek geliyor. Çünkü çocuğumuzu her zor durumda biz kurtaramayız. Onun hayatı boyunca karşısına çıkabilecek her insanı değiştiremeyiz.
Asıl önemli olan, çocuğumuza böyle durumlarla karşılaştığında ne yapacağını öğretebilmek. Öncelikle çocuğumuzun yaşadığını küçümsememek gerekiyor. Boş ver, çocuk işte, sen de ona karşılık verseydin, büyütme bu kadar gibi cümleler bize basit gelebilir ama çocuk için hiç de öyle olmayabilir. Bazen çocuğun ihtiyacı çözümden önce anlaşılmaktır. Bunu yaşaman seni üzmüş olmalı. İyi ki bana anlattı gibi cümlelerde çocuğun kendisini yalnız hissetmemesini sağlar. Çocuğumuz zorbalığa uğradığında ilk aklımıza gelen şeylerden biri “Sen de kendini ezdirme, karşılık ver” olabilir. Fakat fiziksel şiddete fiziksel şiddetle karşılık vermeyi öğretmek, sorunu çoğu zaman daha da büyütebilir. Bunun yerine çocuğumuza net ve sakin bir şekilde sınır koymayı öğretmeliyiz. Böyle konuşmanı istemiyorum, bana dokunma, bu yaptığın hoşuma gitmiyor, benimle böyle konuşamazsın. Bunları bağırmadan, mümkün olduğunca kararlı bir ses tonuyla söyleyebilmek önemli. Çocuğun burada öğrenmesi gereken şey kavga etmek değil, kendi sınırını koruyabilmek.
Bir başka yanlış düşünce de Çocuk kendi sorununu kendi çözsün demek bence. Elbette çocuklarımızın güçlü ve özgüvenli olmasını isteriz. Ama yardım istemek güçsüzlük değildir. Çocuğumuza, böyle bir şey olduğunda öğretmenine, rehber öğretmenine veya güvendiğin bir yetişkine anlatabilirsin demeliyiz. Özellikle olay sürekli tekrarlanıyorsa, tehdit, fiziksel saldırı, ciddi dışlama veya internet üzerinden yapılan zorbalık varsa bunu çocuğun omzuna bırakmamak gerekir. Okulun da sürece dahil olması önemlidir. Bazen farkında olmadan çocuğu suçlayabiliyoruz. Sen bir şey mi yaptın? Neden seninle ığraşıyorlar? Bu sorular çocuğun yaşadığı sorunun sorumluluğunu kendisinde aramasına neden olabilir. Onun yerine “Ne oldu?”, “Ne zamandır böyle?”, “Kimler vardı?” gibi sakin sorularla olayın ne olduğunu anlamaya çalışabiliriz.
Evde çocuklarımızın özgüvenini güçlendirelim Zorbalıkla mücadele sadece zorbalığın olduğu anda başlamaz. Çocuğun kendisini değerli hissetmesi evde başlar. Fikrini sormak, yaptığı güzel şeyleri fark etmek, sadece başarılarını değil çabasını da takdir etmek, hata yaptığında onu aşağılamamak… Bunların hepsi çocuğun içindeki “Ben değerliyim” duygusunu güçlendirir. Çünkü kendini değerli hisseden çocuk, başkasının kötü sözlerini daha kolay fark eder ve bunun kendi değerini belirlemediğini öğrenir. Bir de çocuğumuza devamlı birinin sana kötü davranması, sende bir sorun olduğu anlamına gelmez cümlesini tekrarlayalım. Bence çocukların hayatında en çok duymaya ihtiyaç duyduğu cümlelerden biri bu.
Çocuğumuzun canı yandığında bizim de canımız yanıyor. Bu çok normal. Ancak öfkeyle başka çocuğa, ailesine ya da öğretmenine saldırmak çoğu zaman çocuğumuzun işini kolaylaştırmıyor. Önce çocuğumuzu dinlemek, sonra olayın boyutunu anlamak ve gerekiyorsa okul ile birlikte çözüm aramak daha sağlıklı. Çünkü çocuklarımız bizden sadece “Ne yapmaları gerektiğini” değil, zor durumlarda nasıl davranılması gerektiğini de öğreniyor. Çocuğumuza “Hayatta herkes seni sevmek zorunda değil ama hiç kimsenin sana kötü davranmaya hakkı yok” diyebilmek. Biz her zaman onların yanında olacağız. Ama onların yerine kavga eden değil, gerektiğinde kendi sesini çıkarabilen çocuklar yetiştirmek asıl hedefimiz olmalı. Çünkü hayat boyunca karşımıza iyi insanlar da çıkacak, zor insanlar da. Bizim çocuklarımıza bırakabileceğimiz en güzel şey ise, kim olduklarını başkalarının davranışlarına göre belirlememeyi öğretmek.