Müjdeler olsun! Futbol maçlarında yaşadığımız sıkıntıdan muhtemelen sezon sonuna, işler iyi giderse de sonsuza dek kurtulduk efendim. Bundan böyle futbolumuzda iyi kötü uygulanan VAR sistemi stüdyosunda üstün bilgili dürüst yabancılar var.
Yabancı dediysem, yabancı damat dizisindeki sevimli yabancı gibi bir dizi karakteri değil elbet. Bilakis gelenlerin futbol bilgi ve anlayışı ile olaylara bakışı, olur olmaz her pozisyondan kendi takımlarına avantaj sağlanmasını bekleyen kimilerinin keyfinebir numara büyük gelerek canlarını sıkıp akıllarını yorabilir. Hatta şaşırmayınız, kararlar hoşa gitmez ise -ki ufak ufak mırıldanmalar başlamıştır- ciddi derecede su almış gemimizin can yeleği kadrosunda istihdam edilecek bu beyler de, geldikleri yaban ellerden kısa sürede “istemezük” nidaları eşliğinde uğurlanabilir. Bu arada gözümüzü dört açmalı zira işin ucunda futbol bilirkişisi şöhretlerimizin bildiklerinin pek çoğunun yanlış olduğunun afişe olması söz konusu ona göre. Aslına bakarsanız durduk yerde ne bu şimdi? Esasen çok utanmamız gereken bir hâlin, bizi küçümsemeye dünden hazır yabancılara davul zurna ile ilanına ne gerek vardı?
Nasılsa bu sezonun kalan süresi boyunca bir şekilde kendi yağımızla kavrulur, şu veya bu şekilde finali yapardık. Bu arada ligin bir yarısını başka, diğer yarısını başka kimliklere emanet etmemiz neticesinde âlemin bize garip garip bakmasını biraz anlayışla karşılamak lazım zira “siz neden yabancı VAR hakemi çağırdınız ki” deseler ne diyeceğiz? Her zamanki gibi çok sevdiğimiz “biz kimseye hesap vermeyiz “cümlesi eşliğinde esip gürleyecek miyiz yoksa“ valla abi çocuklar oynarken makinanın orasını burasını kurcalayıp bozmuşlar, çuvalla para harcandı bari bilen biri gelsin dedik” mi diyeceğiz?
Adama sormazlar mı “kardeşim siz bu işin eğitimini almadınız mı” diye. Hiç aklına gelir mi FİFA’nın, “çizgiler kasıtlı olarak belli bir yerden gelen emirle çiziliyor, bu sene şunu şampiyon yapacaklar” teranesi ile ihaleyi, kendilerini çoktan hain ilan ettiğimiz hakemlerimiz ile her birimizin sevdiği renklere göre ayrı algıladığı gizli emellerin sahibi bir “yapı” üzerine yıkmış olacağımız. Maazallah yanlışlıkla bir de “on iki dakika pozisyon incelemesi” diyecek olsak zavallıların oturdukları yerden kaba etlerine raptiye batmış gibi sıçrayıp,” makine ciddi derecede arızalı olmalı” dışında bir şey demeleri mümkün müdür Allah aşkına? Siz bana bakmayınız, elbette latife ediyorum efendim.
NE İŞE YARIYOR?
Köşemizi okuyarak bizleri onurlandıran değerli futbol tiryakileri VAR ‘ın ne işe yaradığını biliyor ama bilmeyen olabilir düşüncesiyle kısaca değinmekte fayda var. Futbolu yönetenler, kaba hesapla iki yüzyıla yaklaşan süreçte bu oyunu anlamlı kılacak en önemli hususun “doğruluk”olduğu konusunda birleşip, oyunun kurala göre oynanmasını sağlamayı ana hedef belirlediklerinden, giderek hız kazanan ve endüstriyel anlamda akçeli bir alana, artık evrildi mi savruldu mu orası pek muamma olan bu oyunda, hakemin sahada üstlendiği rolü değiştirmeden ve fakat onun hep yüksek konsantrasyonda kalmasını sağlayıcı ek önlemler alma ihtiyacı duydular. Bu aşamada hakemi rahatlatacak “Video Assistant Referee” fikri ortaya atıldı ve uygulamada dile getirilen sorunların parçası olmak yerine, çözümün kıvancına ortak olmayı yeğlediler. Video yardımcı hakem olarak dilimize çevrilen bu basit mekanizma aslında ne futbol oyununda yaşananların dava edildiği ayaküstü bir mahkeme, ne “dediğim dedik” şeklindeki ceberut hükümranlık gösterisinin bir parçasıdır. Bu ürün, kurala ait olanın onun elinden alınmasının önüne konmuş bir engeldir o kadar. Maçı doğrudan etkilediği düşünülen çok kritik bir pozisyon mu oldu? O durumda işlem basit ki ne basit.
Hepsi hepsi “Hocam gel, bak karar senin” gibi kısa bir cümleden, onun da çok çok bir dakika içinde karar vermesinden ibaret. Kaldı ki futbolla yaşayanların iyi bildikleri üzere bir maçın içindeki her kare mercek altına alınmaz, hakemler her tepkiyi değerlendirmez, her ikili mücadeleden faul veya fena hareket çıkmaz. Futbolun kendine göre bir güzelliği, kuralların ruhunu yansıtan yorumlara bağlı belli kabulleri ve oynanışı vardır. Böyle olmazsa hiçbir maç on bire on bir bitmeyeceği gibi, topun oyunda kalma süresi, dur kalk derken yirmi -yirmi beş dakikayı geçmez. Hele takımınızın “size göre” menfaatinin zedelendiğini düşündüğünüzde, beş altı pozisyon önceki ihlali bulmak için filmi sürekli başa sarmaya kalkarsanız, dertleri ötelemeye geldiğiniz maçta nur topu gibi bir derdin sahibi olursunuz.
Hangi sonucun hangi aşamadan itibaren nasıl değerlendirileceği son tahlilde bir robota değil insan evladına kalıyorsa, sabahtan akşama dek “ama” diye tepinseniz dahi kimse duymak istemedikçe bu çırpınış sadece nefesinizin tükenmesi sonucunu doğurur. Hal böyleyken çıkacak cana eziyetin manası ne? Yeri gelmişken söylemeliyim ki artık VAR’a bile bulaşan, kafanıza takılı o yapı var ya o yapı, siz onu uzakta aramayınız efendim.
Bizim doğal “yapı”mızda bir şeyi doğru anlamaya çalışıp, öğrendikten sonra hayatımızın belleğine özenle yerleştirmek yerine hızla tüketmek, anlamadığımızı değersizleştirmek, kıskandığımızı itibarsızlaştırmak, nihayet bakış açımızı değiştirmek yerine anlık menfaat uğruna insanların yıllarca düşünüp ürettiğini bir çırpıda yerin dibine sokma çabasından vazgeçmeme oldukça işimiz zor. Hele dimağımızın varını yoğunu “adalet istiyoruz” çığlıkları ile sabahtan akşama komplo teorisi ile yormanın dayanılmaz keyfi, futbolla yatıp kalktığımız her ânın vazgeçilmezi haline gelmiş ise makinedeki ofsayt çizgisinin hücum oyuncusunun saçının teline çizilip çizilmediğinin tartışılmasından daha doğal ne olabilir?
Yine de insandan umut kesilmez cümlesinin ışığında bir şey isteyeceğim ilgililerden. Hadi bir gayret salıveriniz gitsin şu ipin ucunu artık, salıveriniz lütfen. Sonrasında göreceksiniz ki siz de rahat biz de rahat.