Bir toplumun ilerlemesi ve değişip dönüşmesinden bahsediyoruz. Başka bir deyimle çağdaş toplumlar olarak ta ifade edilen bu toplumlar, temel insan haklarının referans alındığı, insani değerlerin her şeyin üzerinde tutulduğu toplumlardır.
Modern çağda, çağdaş toplum kendi içerisinde çeşitli nitelikleri barındırmaktadır. Nitekim yukarıda bahsedilen hakların yanı sıra toplumsal anlamda kaynaşmış, hukukun üstün tutulduğu bu toplumlarda insanlar kendilerini aidiyet bağı ile bu topluma bağlı hissederler. Irk, din, mezhep ayrımı olmadan sadece aidiyet bağı…
Bu bağ insanların herhangi şekilde ayrıma maruz bırakılmadan sadece insan olduğu için değer gördüğü bir aidiyet hissidir. Ülkenin yönetim ve işleyişi evrensel değerlere bağlı kalınarak ilerler. Zira geçmişten itibaren ta 1215 yılında Magna Carta ile bunun ilk temelleri atılmıştı. İnsanlar, kendilerine herhangi bir ayrım yapılmadan, herhangi bir yöneticinin tahakkümü altına girmeden insan onuruna yakışır bir şekilde yönetilme isteğini 1215 yılından itibaren beyan etmişlerdir. Bu tarihten itibaren toplumlar bu anlamda yapacakları girişimlerde söz konusu belgeyi referans almışlardır. Gelişmelerin tarihi her ne kadar 13’üncü yüzyıl olarak gösterilse de bu gelişmelerin tüm toplumlarda aynı zamanlarda görülmesi mümkün olmamıştır.
Çağdaş toplum, zamanın gelişmelerine ayak uydurabilmiş, uygarlık sahnesinde yerini almış ve kendisi de kısmen bu uygarlık mirasına çeşitli katkılarda bulunmuş toplumdur. Zira çağdaş aynı zamanda yaşayan iki toplumda birbiriyle çağdaş toplum olarak adlandırılır. Örneğin: bugün İngiltere ile Etiyopya birbiriyle çağdaş olan iki toplumdur. Fakat bu iki toplumun her ikisinin de ayrı ayrı çağdaş toplum olduğunu kim savunabilir. Söz konusu yazı ile bahsetmeye çalıştığım herhangi toplumu yermek veya diğer başka bir toplumu övmek değildir. Temel gaye insanlık ailesinin geçirmiş olduğu milyarlarca yıl da çağdaş toplum olma yolunda elde ettiği kazanımları ve uygarlık mirasına neler eklediği konusunda bir tartışma yapmaktır.
Modern çağ, insan haklarına bağlı, uygarlık seviyesi yüksek, insani değerlerin diğer tüm her şeyin üstünde tutulduğu, fikir hürriyetinin olduğu toplumlardır. Nitekim Namık Kemal’in söylediği gibi: “Barikayı hakikat müsademeyi efkardan doğar.” Bu bilinçle hareket etmeyen toplumlar çağdaşı olduğu toplumlardan çok gerilerde kalarak aynı çağda, farklı uygarlık aşamalarında yaşayabilirler. Bu yüzden insan haklarının üstün tutulduğu, fikir hürriyetinin önemsendiği, evrensel değerlerin temel dayanak olduğu bir toplum olmak ve bu anlamda çevremize örnek olmak temel gaye olmalıdır.