İnsülin direnci denildiği zaman birçok kişinin aklına ilk başta fazla kilo geliyor. Bel çevresinde yağlanmaların oluşması, kilo vermekte zorlanma, ve sürekli tatlı isteği insülin direnciyle birlikte sıkça konuşulmakta. Bu yüzden normal kiloda ya da zayıf olan bir kişi "Bende insülin direnci olmaz" diye düşünülse de oysa durum bu kadar basit değil. Fazla kilo önemli bir risk faktörü olsa da insülin direnci sadece kilolu kişilerde görülen bir durum değildir.

İnsülin direncini anlayabilmek için önce insülinin ne işe yaradığını bilmek gerekiyor. Yemek yediğimiz zaman kandaki glikoz düzeyi artabilir bunun sonucunda ise pankreas tarafından salgılanan insülin ise glikozun hücrelere alınmasına aynı zamanda enerji amacıyla kullanılmasına yardımcı olmaktadır. Ancak hücrelerin insüline verdiği yanıt azaldığı zaman vücut aynı işi gerçekleştirebilmek içi daha fazla insüline ihtiyaç duymaya başlayabilir.

İnsülin direncinin erken dönemlerinde kan şekeri değerleri normal sınırlar içerisinde bulunabilir. Vücut bir süre yüksek insülin üretimiyle dengeyi korumaya çalışır. Ancak bu sistem zaman içerisinde yeterli olmazsa kan şekeri yükselmeye başlayabilir ve prediyabet ya da tip 2 diyabet gelişme riski artabilir. İki kişi aynı kiloda olsa bile metabolik riskleri aynı olmayabilir. Yalnızca tartıya çıkmak yerine bel çevresi, fiziksel aktivite, kan basıncı, kan yağları ve kan şekeri gibi göstergelerin birlikte değerlendirilmesi daha anlamlıdır. Özellikle karın çevresindeki yağ dokusunun artması insülin direncinin gelişmesini kolaylaştırabilir. Fiziksel aktivitenin azalması da kasların glikoz kullanımını olumsuz etkileyebilir. İnsülin direnci, polikistik over sendromu bulunan kadınlarda daha sık karşılaşılabilen metabolik sorunlardan biridir. Adet düzensizlikleri, tüylenmede artış ve akne gibi farklı belirtiler de tabloya eşlik edebilir. Gün boyunca masa başında oturmak, kısa mesafelerde bile araç kullanmak ve düzenli hareket etmemek metabolik sağlık açısından önemlidir. Kas dokusu kandaki glikozun kullanılmasında büyük rol oynar.

Metabolik sağlık yalnızca tabakta olanlarla ilgili değildir. Sürekli yetersiz uyumak ve uyku düzeninin bozulması insülin duyarlılığını olumsuz etkileyebilecek faktörlerden biridir. İnsülin direnci öğrenildiğinde yapılan ilk şeylerden biri ekmek, meyve, tahıl ve diğer karbonhidrat kaynaklarını tamamen bırakmak olabiliyor. Oysa karbonhidrat içeren bütün yiyecekler aynı değildir. İnsülin direncinin internette dolaşan uzun bir “belirti listesi” bulunuyor. Sürekli acıkma, tatlı isteği, yemek sonrası uyku ve kilo verme güçlüğü gibi pek çok şikâyet insülin direncine bağlanabiliyor. Fazla kilosu bulunan kişilerde vücut ağırlığının bir bölümünün azaltılması insülin duyarlılığının iyileşmesine ve metabolik risklerin azalmasına yardımcı olabilir. Ancak bunun için çok hızlı veya aşırı kilo kaybı hedeflemek gerekmez.

Sürekli kilo alma veya verme güçlüğü, kan şekeriyle ilgili sorunlar ya da başka metabolik belirtiler yaşayan kişilerin kendi kendine “insülin direnci” tanısı koyması yerine değerlendirme yaptırması daha doğru olacaktır. Çünkü mesele yalnızca kilo vermek değil; kan şekeri kontrolünü, kas sağlığını, hareket düzeyini, beslenmeyi ve uzun vadede diyabet riskini birlikte yönetebilmektir.