İstemezük paşam istemezük. Kafirin bilimini de; gavurun ilmini de istemezük. Frenk tüfeng icat edermiş. Biz istemezük. İngiliz top dökermiş. Biz hiç bilmezük. El kılıç, kolda kalkan. Öylece yollara revan.

Padişah efendimiz ıslahat yapacakmış. Günahtır ağalar! Devirin kazanları. Yeni bir pusat gelecekmiş, Şeytan işidir; Çekin kılıçları! Böyle diye diye koca bir imparatorluğu batırdı bu kafa.
Matbaayı da istemedüler.. Telgrafı da.. Treni de.. Şaka değil! Bu memlekete gelmiş ilk otomobil ne oldu biliyor musunuz? “Şeytan işidir” diyerek. Haliç’in sularına atıldı.
Yıl 1858. Osmanlı İngiliz ilişkilerinin pamuk gibi yumuşak olduğu seneler. İngiltere’nin ünlü kraliçesi Victoria İstanbul’da bir Anglikan Kilisesi kurmak ister. Mektubu taşıyan elçi huzura buyurur.

GÂVUR İCADI

Sultan Abdülmecid’e arz-ı hal eyler. Koskoca kraliçeyi kıracak halimiz yok ya. Sultan hay hay der? Kilise inşaatı Tünel ile Tophane arasında başlar ve tam 10 yıl sürer. 22 Ekim 1868’de İstanbul’un ilk Anglikan Kilisesi açılacaktır. İngiliz kraliçesi sultana bir jest yapmak ister.
Ölen Abdülmecid’in yerine geçen Sultan Abdülaziz’e son model bir otomobil yollar. Ne bilsin kraliçe bizim buraları. Bu Pay-ı Taht’ın gördüğü ilk otomobildir. Üstelik koskoca İstanbul’da araba kullanmayı bilen kimse de yoktur. Saraydan hemen bir genç seçilir jet sürüş eğitimi verilir. Oysa perde arkasında çok ciddi bir sorun daha vardır. İstemezükçüler.

Dedikodu kulaktan kulağa yayılır. Dolmabahçe’de “gavur icadı” bir şey var. Hem atlar olmadan kendi kendine gidiyor, hem de korkunç bir ses çıkarıyor. Sanırsın İsrafil Sur’a üflüyor”

Kıyamet günü yakındır ey cemaat. Dünyanın sonu geldi diyen de dolu. Otomobilin sesini duyanların sağır olduğunu iddia eden de. Vatandaş artık otomobili görünce korkuyor, çoğu tabanları yağlayıp kaçıyordu.

Otomobile “Zatü’l-Hareke (Kendi kendine hareket eden zat) diye isim bile takılır. Önce medrese öğrencileri isyan bayrağını çekti. Sonra hocaları, sonra da tüm cemaat. İstemezük! Sultan Abdülaziz bakar olacağı yok. Hemen Şeyh-ül İslam’a haber salar.

-Tez elden bi fetva yazıla. Duruma hal çare buluna!

Şeyh-ül İslam Mehmet Refik Efendi haftalarca uykusuz kalır. Ayetleri, hadisleri karıştırır. Duruma uygun bir yorum arar, ama bulamaz. Sonunda beklenen fetva gelir. Bu gavur icadı makine “şeytan işidir” Kalabalık hemen Dolmabahçe’ye yürür. Otomobil tekbirler eşliğinde Haliç’e getirip denize atılır. O fetvanın etkisi tam 40 yıl sürer. İstanbul sokaklarına neredeyse yarım asır otomobil tekeri değemez.

Devir çok değişti elbette. Artık Türkiye kendi otomobilini yapıyor, İHA’lar, SİHA’lar üretip dünyaya satıyor. Onlarla milletçe gurur duyuyoruz duymasına da peki sizce kafalar değişti mi? Modern istemezükçüler hala bu ülkenin önünde en büyük engel değil mi? Az düşün paşam.. Az düşün.. Doğruyu eğriyi göreceksin.