Son dönemde “olmaz öyle şey!” dediğimiz olaylar yaşıyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, “yolsuzluk”tan tutuklanıyor. “Kent Uzlaşısı” yani terör destekçisi yapılanmadan ise beraat ediyor. Akıl almaz olaylar. “Türkiye’nin en büyük ilinin Başkanı nasıl olur da yolsuzluk yapar?” diye düşünüp işin içinden çıkamıyorsunuz.
“Duman olmayan yerden ateş çıkmaz” derler ama, demek ki hiçbir şey olmasa da yine de bir şeyler oldu muhakkak. Olmasa devletin emniyet örgütü sahurda baskın yayıp İmamoğlu’nu gözaltına alır da koca koca başsavcıları ve savcıları Adalet Bakanlığı tarafından görevlendirilir mi? Hele medyada çarşaf çarşaf yayınlanan deste deste para görüntüleri varken.
Biz de olanları haber kaynaklarımızdan ve görüntülü medyamızdan izleyip anlamaya çalışıyoruz. Acı ve üzücü olan, partisi CHP’nin “önseçim” yaparak İmamoğlu’nu cumhurbaşkanı adayı ilan ederken, kendisinin tutuklanıp Silvri Cezaevi’ne gönderilmesi. Tam da düğün yapacak iken o evin “ölü evine” dönüşmesi gibi. Çok şükür olayda ölen yok, gönlü ve yüreği yaralanan insanlarımız var.
Sayın Ekrem İmamoğlu’nun durumu ise adeta bir ibret vesikası. Hukukumuza göre, “Kişi suçu sabit olana kadar masumdur.” Yine tedbir amaçlı “tutukluluğuna” karar verilen İmamoğlu, hakkında henüz bir karar verilmediğine göre “suçlu” değildir. Hakkında hazırlanacak iddianame sonrası yargılanacaktır. Bu yargılama sonucu ne karar verilir onu sadece bu davaya bakan hukukçular bilebilir.
Her ne kadar aksini düşünenler olsa da Türkiye bir hukuk devletidir. İktidarın hukuk üzerinde bir gölgesi var mıdır, yok mudur buna bizim karar vermemiz mümkün değildir. Muhalefete göre “iktidar bu işleri talimatla” yaptırmaktadır. Bence bu iddialar, “Adalet bir gün herkese lazım” diyenlerin sözlerine terstir. Talimat varsa “bir gün” sonra ne olacaktır. O gün geldiğinde iktidarda olanlar bugün yanıla yakıla karşı çıktıklarını mı yapacaklardır?
Olayın hukuki tarafı ve Ekrem İmamoğlu’nun başına gelenler, gerçekten Türkiye’de yaşanmasını istemediğimiz elem verici olaylardır. Daha vahimi, daha Büyükşehir Belediye Başkanı gözaltına alınıp tutuklanmadan haftalar önce, bu işlerin “suyunun” siyasilerce ısıtılmasıdır. “Silkelersin-silkeleyemezsin” inadı olayı bu noktalara getirmiş görünüyor.
Ama olaylar bu kadar basit mi? Asla olamaz. Ortaya atılan iddialar, yolsuzluk, kişisel verilerin ele geçirilmesi, evlerde bulunduğu ileri sürülen para kuleleri, neyin nesidir ve gerçek midir, yoksa birer algı operasyonu mudur? Bütün bunlar zaman içerisinde elbette ortaya çıkacaktır. MASAK’la başlayıp elde edilen delillerin ortaya konulduğu ve buna göre hareket edildiği söyleniyor. İşin beklide şüphe götürecek tek tarafı “gizli tanık” lardır.
CHP’nin bu tür olaylara karşı çıkması beklenirken, halkı sokağa davet etmesiyse, tehlikeli bir oyun oynandığı ayan beyan ortada. Anlaşılan daha önce yaşadığımız acı ve ürkütücü olaylardan ders çıkartılmış değil. Bunun en büyük örneği ise “Gezi” kalkışmasıdır. İstanbul Taksim’de birkaç ağaç için başlatılan olaylar ülke geneline yayılmış, günlerce insanlar kah birbiri ile kah güvenlik güçleriyle çatışmış, cam çerçeve başta olmak üzere ülke ekonomisi kevgire çevrilmiştir. Ve maalesef bunları planlayanlar amaçlarına ulaşmıştır.
Türkiye o gün bugün bu olaylar karşısında, tedbirli ve temkinlidir. Valisi ile kaymakamı ile emniyet müdürü ile hasılı İçişleri Bakanı’nın vakarı sayesinde, birkaç münferit olay dışında kötü ve üzücü bir olay yaşanmamıştır. Marjinal gurupların olayları “kalkışmaya” çevirmek olaylardan “Gezi” çıkarma isteği amacına ulaşmamıştır.
Başta da ifade ettiğim gibi, keşke bu olaylar olmasa Sayın Ekrem İmamoğlu ve ekibinden insanlar adliye koridorlarında sorgulanmak ve cezaevine girmek zorunda kalmasaydı. Aslında biz bu filmi Menemen’de Serdar Aksoy’la bir fragman olarak 5 yıl önce bir ibret vesikası olarak izlemiştik. İnanın, insanın elindekilerin kıymetini bilemeyip hırs yapması bakın olayları nerelere götürüyor. Dilerim İstanbul son olur!