Size mutluluğun resmini çizemem ama mutsuzluğun resmini anlatabilirim. Zor da değil aslında. Herkesler gibi olmak, olmaya çalışmak en temel unsurudur mutsuzluğun. Değişen dünyanın değişen güzellik standartları. Değişen değerler, evrilen para ve güç odakları… Psikologlar güzellik kavramının biyolojik ve kültürel faktörlerle sınırlı olmadığını bu kavramın karmaşık ve derin bir yapıya sahip olduğunu düşünüyorlar. Nedense zaman ve teknoloji ilerledikçe insanoğlu da kendini aynalarda beğenmeyip şekilden şekle sokmaya başladı. Her kültürde görüyoruz artık. Eğer yüzünüzde yara ya da herhangi bir izi düzeltmek için estetik işlemleri yaptırıyorsanız diyecek lafım yok. Ama daha seksi görünmek için bedeninizdeki uzuvları değiştirme çabası içindeyseniz, asla istediğiniz güzelliğe sahip olamayacaksınız. Çünkü mükemmellik enerjisi, içeriden dışarıya doğru akar… Hani ruh güzelliği yüze yansır ya, o misal! Maalesef iç dünyanızı güzelleştirip geliştirmeden, estetik operasyonlar yaptırmanız sizi yine memnun etmeyecek… Etrafınıza bir bakın; dudakları balon gibi şişmiş, kaşları şeytanvari yukarı kalkmış, yanakları, yüzleri yastık gibi doldurulmuş, birbirine benzeyen birçok kadın dolaşıyor. Ne yalan söyleyeyim gözlerimi alamıyorum bazen o görünüşlerden. Onlara bakınca eski hallerini hayal etmeden duramıyorum. Geçmiş yıllardaki kadınları düşünsenize doğal ve herkesin kendine hasgüzelliği vardı. Şimdilerde kapitalizm denen canavar herkesi birbirinin kopyası haline getirdi. Modadan, estetik anlayışına. Erkeğinden kadınına! Yapay ve özgünlükten uzak.

BARBİE BEBEKLER

Aslında güzellik algısını çocukluktan itibaren sinsice ruhumuza işlediler. Seksenli yıllarda Barbie bebeklerinin kusursuz yüzleri ve incecik vücut hatlarıyla! Bedenin kusursuz olacak yüzün kusursuz olacak peki ya beynin? Bilgin? Ahlakın?
Gelişen teknolojiyle birlikte öğle tatili arası hızlıca yapılan estetik operasyonlar kadınıyla erkeğiyle, mimiksiz donuk suratlı tiplere dönüştürdü. Kusursuz olma arzusuyla yapılan ameliyatlarda; yağını, kaburgasını aldıran, midesini küçülten bazı insanların da hayatlarının sonu oldu…
Mükemmel olma arzusu ne yazık ki bu estetik olma operasyonlarının yaşlarını da küçülttü! Bu yarış o kadar abartıldı ki zamanla kadınlar cinsel objeye dönüştürüldü. Sonrasında yüzüne ve bedenine ne yaparsa yapsın tatmin olamayan insanoğluna, marka ve lüks eşyalarla ‘mutlu olabilecekleri’ fikrini aşıladılar. Büyük evler, lüks otomobiller, marka kıyafetler, çantalar, afili yaşam tarzları! Sosyal medyada da bunları paylaşmak, tüm bunlara sahip olamayan takipçileri özendirdi. Pahalı yaşam tarzlarını takip eden insanların ya psikolojisi bozuldu ya da bu yaşama sahip olma uğrunainsanları her şeyi yapabilecek hale getirdi! Böylece mutluluğu; mükemmel fizik ve pahalı yaşam tarzıyla yakalamaya çalışan irade, ahlak yoksunu, kafası çalışmayan şekilci, ruhsuz, bilinçsiz, sahte bir toplum yaratıldı. Kendimizi unuttuk. Değerlerimiz, sadece elle tutulup gözle görülen, parayla satın alınabilinen nesnelere dönüştü…
Mutluluk kendimizi tanımak, ne istediğimizi bilmekle ilgilidir. Mükemmellik ise yine kendimizin en yüksek versiyonuna ulaştırmaya çalışmakla olur. Belki bir amaca bağlanmak, belki yaratıcılığımızı keşfetmekle…Aksi halde ruhumuzun tatminsizliği ne en pahalı çantayla giderilecek ne de marka bir saatle! Ne de yüksek mevkide oturduğumuz koltuklarla… Aklıma rahmetli Yıldız Kenter’in şiiri düştü, bunları yazarken. Size de yazayım yazıyı sonlandırırken…
Nereden çıktı bu plastik çiçekler?
Neden plastik bu çiçekler?
Bulabildiği her toprak parçasında filiz veren tomurcuklara inat, her bahar yeniden renklenen yaşama inat, toprak mı bitti, yoksa yağmurlar mı?
Ah özensizlik, umursamazlık, sıradanlık…
Her yanımızı saran boş vermişlik duygusu,
Beğenilme güdümüzü tatmin için plastik cerrahi,
Örselenen ruhlarımıza plastik sanatlar,
Yapay ilişkilerin fırça darbeleriyle sürdürülen plastik yaşamlar.
Neden çıktı bu plastik çiçekler?
Neden plastik bu çiçekler?
Özen göstermeye gerek bırakmayan bir güzellik bir birliktelik arayışı mı? Tıpkı evlilikler gibi…
Savruk hayatların, tutunamamanın, kök salamamanın ve zamansızlığın, her daim zamansızlığın dışa vurumu mu?
Etiketleri yırtılmış, eğilip bükülmüş ama içinde yaşadığı cana inat ayakta duran konserve kutuları süslemiyor artık pencere pervazlarını.
Nereye gitti hercai menekşeleriyle övünen, tomurcuk veren sardunyalarıyla konuşan komşular?
Gül ve hanımeli kokularının birbirine karıştığı dingin balkonlar?
Ne zaman vazgeçti ortancalar teneke kutuları mesken tutmaktan?
O uzak kentlerdeki karmaşada her şeye karşı yeniden tomurcuklanan yaşam sevinçlerine yer kalmadı mı?
Gökdelenlerin gölgesinde başını kaldıramıyor mu kır çiçekleri?
O kentlerin koşuşturmasında vaz mı geçildi nergisin kokusundan?
Basit yaşamak zorlaştı insanlar kente teslim oldu.
Preslenmiş insan yığınları, PVC pencereler, kauçuk pabuçlar, plastik uzaktan kumandalar, naylon ilişkiler, çabalamadan güzellikleri ellerinde tutmak isteyen plastik yaşamlar…ve sulanması, özen gösterilmesi gerekmeyen, odalara yayılmış,
Sahibinin hevesinin geçmesini bekleyen plastik çiçekler.
Nereden çıktı bu plastik çiçekler?
Neden plastik bu çiçekler? / Yıldız Kenter