Son zamanlarda sosyal medyada dolaşan bir görüntü pek çok insanın zihninde aynı soruyu uyandırdı: Bir penguen, ait olduğu sürüyü terk ediyor ve yaşamını sürdürebileceği okyanus yerine, Antarktika’nın içlerine doğru tek başına yürümeye başlıyor. Bu görüntü, bilimsel bir açıklamadan çok daha fazlasını çağrıştırıyor. İnsanların bu sahnede kendilerini görmesi tesadüf değil. Çünkü bu penguen, modern insanın varoluşsal krizinin güçlü bir metaforu hâline geliyor.
FELSEFİ SORULAR
Varoluşsal kriz dediğimiz şey, çoğu zaman büyük felsefi sorularla değil, gündelik hayatın içinde başlar. “Bunu neden yapıyorum?”, “Bu hayat bana mı ait?”, “Seviyor muyum, yoksa alıştım mı?”, “Yanımda biri varken neden bu kadar yalnız hissediyorum?” gibi sorular, insanın iç dünyasında sessiz ama derin bir çatlak yaratır. İşte o anlarda insan, tıpkı sürüden ayrılan penguen gibi, alışıldık yönlerin dışına bakmaya başlar.
Yakın ilişkilerde bu kriz çok daha görünür hâle gelir. Çünkü ilişkiler, sadece iki kişinin bir arada olması değildir; aynı zamanda güven, aidiyet, alışkanlık ve konfor alanıdır. Birçok insan mutsuz olduğu bir ilişkide kalmaya devam eder. Bunun nedeni sevgisizlikten çok, bilinmezlik korkusudur.
KAYIP DEĞİL ARAYIŞ
Varoluşsal kriz yaşayan birey, ilişkilerinde de bir kopuş hisseder. Partnerine yabancılaşabilir, yakınlıktan kaçabilir ya da tam tersine aşırı bir bağlanma geliştirebilir. Oysa bu kişi çoğu zaman kayıp değildir; arayıştadır. Modern dünyada bize sürekli şunu öğretiyorlar: Güvende ol, uyum sağla, sürüden ayrılma. Oysa insanın ruhsal gelişimi, zaman zaman bu güvenli alanları sorgulamayı gerektirir. Her ayrılık bir kaçış değildir. Her yalnızlık bir eksiklik değildir. Bazen insan, kendine yaklaşabilmek için başkalarından uzaklaşmak zorunda kalır.
Varoluşsal kriz, insanın kendine sorduğu en dürüst sorudur. Bu soruyu bastırmak yerine dinlemek, hem bireysel ruh sağlığı hem de yakın ilişkiler için dönüştürücü bir adımdır.