Kimsesizlerin kimsesi, erdemli (faziletli) insanların rejimi, temelinde yüksek Türk kahramanlığı olan Cumhuriyetimiz 100 yaşında!
Kutlu olsun…
Ortak kutsal değerimiz olan Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk; her alanda tam bağımsızlığı, demokratik hak ve özgülükleri, ulusal egemenliği, çağdaşlaşmayı amaçlayan Ulusal Kurtuluş Savaşı'nı başarmış bir liderdi. 
Milli mücadelemizi, sömürgeci ve yayılmacı dış güçlerle içerdeki işbirlikçi gerici yönetime karşı tüm yoksunlukları, ayaklanmaları ve sapkınlıkları göğüsleyerek Müdafaa-i Hukuk ruhu ve Kuva-yı Milliye ateşiyle kazanıp zaferle taçlandırmıştı. 
Namusumuzu kurtaran onurumuzu koruyan; “Temeli Türk kahramanlığı ve yüksek Türk kültürüdür”, “En büyük Türk Devrimi'dir”,  “Demokrasinin yaşama geçiş biçimidir ve yönetimdeki adıdır” dediği Cumhuriyeti 29 Ekim 1923'de dünyaya ilân etmişti. 

TEMELLERİ 1920’DE ATILDI

Aslına bakarsanız, 2 Kasım 1922'de TBMM'nin 308 sayılı kararıyla saltanat yıkılarak dinsel ağırlıklı kişisel yönetime son verilmiş, onun öncesinde 23 Nisan 1920'de TBMM'nin açılmasıyla Cumhuriyet devriminin temelleri atılmıştı. 
20 Ocak 1921 günlü Anayasa'nın 1. maddesindeki “Egemenlik kayıtsız şartsız ulusundur. Yönetim biçimi halkın geleceğini kendisinin belirleyip kendi yönetmesi ilkesine dayanır” tanımıyla kurulmuş, ancak adı Lozan Barış Antlaşması'nın 24 Temmuz 1923'de imzalanmasından sonra koyulmuştu. 
TBMM'nin açılışını yapan en yaşlı üye Sinop Milletvekili Şerif Bey'in dediği gibi “Kendi kendini yönetme” olgusu Cumhuriyetin başlıca özelliğidir. Kendi içinden birilerini seçerek yönetimi belli süreler ve belli koşullara onlara vermenin, yetkiyi onlara bırakmanın, eşitlik uygulamasıyla tam bir halk demokrasisi olduğu kuşkusuzdur.

MİLLETİN SEVİYE DEĞİŞİMİ 
    
Cumhuriyet, ne dış güçlerin, ne içerde kimilerinin önerisi ya da dayatmasıyla gerçekleşmiş değildi. Mustafa Kemal'in 1905'de Türkolog gazeteci İ. Manilov'a, 1906-1907'de arkadaşlarına, 1919'da Erzurum Kongresi öncesi Mazhar Müfit Kansu'ya açıkladığı öngörüler arasında özgün bir yeri olan kutsal bir özlemdi. 
Mustafa Kemal 4 Aralık 1923'de “Cumhuriyeti kanla kurduk” sözüyle bu aşamaya gelinceye kadar çekilen güçlükleri, bastırılan ayaklanmaları, göğüslenen sapkınlıkları, katlanılan yoksunlukları, verilen şehitleri, duyulan acıları, yaşayan gazilerle özetlenen bedeli anlatmıştı.
5 Kasım 1925'de Ankara Hukuk Okulu'nu açılış konuşmasıyla, 15-20 Temmuz 1927'de Gençliğe Sesleniş'le biten Büyük Söylevi'nde Cumhuriyete ulaşan yolu ayrıntılarıyla anlatmış, savunulup korunmasını Türk Gençliği'ne birincil görev olarak vermişti. 
10. Yıl Nutku da bu kutsal emanetin değerlendirilmesini içermektedir. 
Osmanlı İmparatorluğu'nun batının sömürgesi durumuna düşmesinden sonra ona ilişkin kalıntıları, yıkıntıları, külleri temizleyerek Anadolu toprakları üstünde yepyeni bir devlet kuran Atatürk ve arkadaşları, tarihteki özgün yerlerini almışlardır. 
Osmanlı ile hiçbir ilgisi olmayan bu yeni devlet, insanımızı önceki kul-kölelikten, onur ve erdem saydığımız hak ve özgürlükleriyle kişilikli, nitelikte bireylikle yurttaşlığa yükseltmişti. 
Ümmet seviyesindeki toplumu ulusa dönüştürmüş ve yükseltmiş; devletin gerçek sahibinin ruhunu İngilizlere satan bir avuç hain değil, vatandaşları olduğunu haykırmıştı dünyaya. 

KUTSAL BİR YÜRÜYÜŞ...

Türkiye Cumhuriyeti lâiktir. 
Kaynağında ulusal egemenlik, eşitlik  ve adalet ağırlıklıdır. 
Kullar değil, yurttaşlar düzenidir. 
Özgürlükçüdür, devrimcidir, gerçek demokrasinin çekirdeğidir. 
Halkçıdır. 
Çağdaş milliyetçiliğin gönencini yaşatan üstün bir insanlık anlayışına içtenlikle bağlıdır. Bugün bize her alanda mutluluk duyuran, kıvanç veren ne varsa Cumhuriyetin ürünüdür. 
Lâik niteliğiyle dinci rejimlerin, demokratlığıyla diktatörlüklerin tepkisini toplayan Cumhuriyet olmasaydı bu topraklarda neyin olacağı, uzak-yakın ülkelerde izlenen acı ve utanç verici manzaralarda aranmalıdır. 
Yöneticilerin bağışlanmaz kusurlarına, oy ve iktidar için verdikleri ödünlere bağlı gerilemelerle kötülükler Cumhuriyete yüklenemez. 
Sarığı beynine, kravatı beline dolayan inanç sömürücüleri…
Bilgi, akıl, insanlık ve halk düşmanları…
Bölücüler ve yıkıcılar…
Ticaret destekli aşiret-siyaset-şeriat ortaklığı ile tek ve eşsiz cumhuriyetimizi numaralayarak çıkar ağında yozlaşanlar…
Milletimizin aklını kiralamak isteyen tarikat ve camaatler…
100 yaşındaki Cumhuriyetimizin utanç abideleridir.  
Demokrasiyi geçerli kılan cumhuriyet, ulusal varlığımızın, bağımsızlığımızın, onurumuzun simgesi, geleceğimizin güvencesidir.

YENİLİĞİN İTİCİ GÜCÜ

1921 Anayasası'nda yapılan değişiklikle benimsendiğinde “Hükümet biçimi” olan Cumhuriyet, 1924, 1961 ve 1982 anayasalarında ‘devlet biçimi’dir ve değiştirilmesinin önerilmesi olanaksızdır. 
Yalnız biçiminin değiştirilmesi değil, niteliklerinin değiştirilmesi de Anayasa'nın 4. maddesiyle yasaklanmıştır. İnsan haklarına bağlı, demokratik, lâik bir sosyal hukuk devleti olarak Atatürk ilkeleri temelinde yükselen Türkiye Cumhuriyeti, canımızı adayarak koruyup güçlendireceğimiz en büyük değerimizdir. 
Yeniliklerin atılımların itici gücüdür. 
Övündüğümüz olguları ve varlıkları Cumhuriyete borçluyuz. Barışın, dostluğun gücü, uygarlığın ışığıdır. Demokrasinin özgürlük, hukuk ve insanlıkla çağdaşlık olduğu gerçeği Cumhuriyetle anlam kazanmıştır. Bağımsızlık ülküsünün hukuksal bağlamda kurumlaşması, ulusallığın her yönüyle yaşama geçmesi olan Cumhuriyet, ulusal egemenliğin işlerliğidir. 

EVRİM DEĞİL DEVRİM!

Bir evrim değil, gerçek bir devrimdir. 
Tam bir yeniden doğuş, günü gözetildiğinde tam bir yeniden yapılanmadır. Devlet yönetiminin halkta olduğunun kanıtıdır. Bir siyasal kalıp değil, tüm çağdaş gereklerle geleceği en bilinçli akıştır. Hukuksal yönden de ulusal egemenliğin somutlaşmasıdır. 
Demokrasinin özü, ulusal egemenlik dışında hiçbir gücü geçerli saymayan soylu bir anlayışın yansıması ve yücelişidir. 
Ulusal birliğimizin anıtlaşması, varlığımızın ve geleceğimizin biricik temeli, en tanımsız kaynağımızdır. 

YAZGICILIKTAN YARATICILIĞA...

Gelenekçilikten hukuksallığa, yazgıcılıktan yaratıcılığa geçişin adıdır. 
Lâik yaşam, lâik öğretim, lâik hukuk, lâik toplum ve lâik devlet aşamasının anayasal canlanışıdır. Hiçbir çekilme duyulmadan bu örnek yapılanmayı ülkeyi ve ulusu kapsayan devletin biçimini karalamayı, değiştirmeyi, köktendincilik ve Türk -İslâm sentezi öykünmeleriyle yozlaştırmayı, kurucusu Türk Silâhlı Kuvvetleri'ni yıpratmayı, etkisiz kılmayı düşünenler hepimizin düşmanıdır. 
Atatürkçü düşünceyle yetişmiş yurtseverler, gerçek Atatürkçüler, lâik Atatürk Cumhuriyeti'nin yürekli bekçileridir. Türk halkının ordulaşarak ve uluslaşarak kurduğu Türkiye Cumhuriyeti, özgün nitelikleriyle sonsuza değin bağımsız yaşayacak, bilimin yol göstericiliğinde şeyhleri, ağaları, tarikat bağımlılarını, köktendincileri, tüm çıkarcı, yalancı, sahteci ve yıkıcıları kendi karanlıklarında bırakacaktır.
Cumhuriyeti, ilkelerinden asla ödün vermeden daha gerçek, daha başarılı kılmak görevini asla savsaklayamayız. 
Bu, hepimizin insanlık ve yurttaşlık borcudur. 
Cumhuriyete yaraşır olmayan Cumhuriyetle övünemez!

100 YAŞINDAKİ CUMHURİYET TÜRKİYE'YE NE KAZANDIRDI? 

Üç tür okuldan, beş tür mahkemeden, onbeş tür nikâhtan, özetle çok dilli, çok ırklı, çok dinli, çok hukuklu karmaşadan kurtaran, karanlıkları aydınlatan Cumhuriyet; 
•    Uyduluğa, tutsaklığa, yayılmacılığa, sömürgeciliğe karşı her alanda TAM BAĞIMSIZLIĞI; 
•    Padişahlığı, monarşiye karşı DEMOKRASİYİ; 
•    Şeriat, halife, fetva ve ferman düzenine karşı akıl ve bilim öncülüğünde özgür inancın güvencesi LÂİKLİĞİ; 
•    Kulluğa, tebaalığa karşı YURTTAŞLIĞI; 
•    Ümmetçiliğe karşı ULUSÇULUĞU; 
•    Kişi baskısına ve diktatörlüğe karşı ULUSAL EGEMENLİĞİ; 
•    Mezhepçilik, tarikatçılık, ağalık, şeyhlik ve aşiret yapısına (feodaliteye) karşı HALKÇILIĞI; 
•    Tutuculuk, gericilik ve dogmalara karşı DEVRİMCİLİĞİ; 
•    Yazgıcılığa karşı YARATICILIĞI; 
•    Ayrımcılık ve ayrıcalıklara karşı EŞİTLİĞİ; 
•    İlkellik ve bağnazlığa karşı İNSANLIĞI getirdi. 

CUMHURİYET VE ONURLU DIŞ POLİTİKA DÖNEMİ 

Atatürk'ün “Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk ulusu denir” sözündeki derin ve yüce anlam, inanç ve soy gibi hiçbir ayrımı gözetmeyen, her yönden tam eşitliği, toplumsal barışı ve ulusal dayanışmayı amaçlayan bir kurumlaşmaya bağlanır ve dayanır. 
Adında “Cumhuriyet” ve “halk” sözcüklerinin bulunduğu kimi devletlerin, bu kavramlarla hiçbir ilgisi bulunmamasına karşın, Türkiye Cumhuriyeti 1930'lu yılların dünyadaki pek çok cumhuriyetin en önde gelenlerindendi. Bu nedenle Milletler Cemiyeti’nin tarihinde ilk ve son kez çağrı usulü ile davet edilmişti. 
Siyasal, hukuksal, ekonomik, toplumsal tüm alanlarda edinilen kazanımlar dünyanın beğenisini toplamış, 12 Ocak 1934'de Atatürk, Yunanistan Başbakanı Venizelos tarafından Nobel Barış Ödülü'ne övgü dolu gerekçeyle aday gösterilmişti. 
UNESCO'nun 1963 ve 1978 yıllarında Genel Kurulu'nda aldığı kararla doğumunun 100’üncü yılı olan 1981 yılında, tüm üye ülkelerde törenlerle anılması Atatürk'ün lâik ve çağdaş Cumhuriyetin kurucusu olmasındandır. Ulusuna “Ulusal Bayram” olarak 29 Ekim gününü armağan etmesi, “Ne Mutlu Türk'üm!” diyen herkesi düşündürmeli, Cumhuriyet bağlamında duyarlık ve özen için sürekli bir çağrı olarak algılanmalıdır. 
Cumhuriyetimiz çok renkli Türkiye bahçesinin iklimidir, her iyiliğin ve güzelliğin kapısıdır. 

+++++

HAFTANIN SÖZÜ 

Milletin saltanat ve hakimiyet makamı yalnız ve ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir.
Atatürk