Ortalık yeni yeni ağarıyordu. Köşeyi döndüğünde koca caddede tek başına olduğunu fark etti. Uyanmak için demek ki daha erkendi. Oysa O, aylardır doğru dürüst uyumuyordu. İkinci el satın aldığı daktilosunu kaptığı gibi o köhne evden erkenden çıkıyor, sokak sokak dolaşarak ilk cafenin açılmasını bekliyordu. Eski, delik ayakkabısının sesi taş döşeli kaldırımda yankılandıkça, haftalardır yağan yağmurun çoraplarını yine ıslattığını fark etti. Üşüyordu. Aldırmadan hızlı adımlarla yürümeye devam etti. Cafe öteki sokağın sonundaydı. Gökyüzü yine griydi. Güneş galiba beni de, İngiltere’yi unuttu diye geçirdi içinden. Daha geçen yıl annesini kaybetmişti. Kocası da birkaç ay önce çekip gitmişti. Kızı ile koca dünyada artık yapayalnızdı. Gerçi ablası vardı ama hiç anlaşamıyorlardı. Uyku sorunu için doktora gitmiş klinik depresyon teşhisi konmuştu. İlaç kullanman gerekiyor demişti o gözlüklü olanı. Sanki parası varmış gibi. Uzun süredir devlet yardımı ile geçiniyordu. Sırf ısıtma giderlerinden tasarruf etmek için gün ağarırken evden çıkıyor, bulduğu bir ucuz kafenin köhne bir köşesine çekilip, yazdığı kitabının kopyalarını çıkarıyordu. Fotokopiye verecek bir sterlini bile yoktu. Şimdiye kadar 12 kopya çıkarıp yayıncılara göndermişti.
‘ANLAŞILMIYOR Kİ’
Yanıt aşağı yukarı aynıydı.
-Çocuk kitapları para kazandırmaz.
-Çocuklar bu kadar uzun kitap okumaz
-Hikaye çok karmaşık. Bir şey anlaşılmıyor.
Cafeden içeri girip otururken aklına bir editörün “Kendine başka bir iş bul” dediğini hatırladı. Belki de yazmayı artık bırakmalıydı. Son kopyayı bugün bitirip yayın evine gönderecekti. Öğle saatlerinde yağmur dinmiş, haftalar sonra gri bulutlar dağılıp güneş kendini göstermişti. Acaba şansı da böyle döner miydi? İşin doğrusu yayınevi sahibi kitapla hiç ilgilenmedi. Kopyayı zoraki aldı. Küçük kızına verdi.
-Oku bakalım beğenecek misin?
-Boş işlere harcayacak vaktim yok benim
Kız kitaba bayıldı.
-Bu muhteşem dedi babasına.
Mutlaka basmalısın.
Adam küçük kızın ısrarını kıramadı. Tamam dedi. Sadece 500 adet ama.
Rowling habere çok sevindi. Sonunda kitabı basılacaktı. Bin 500 sterlin avans aldı. (75 bin TL) Olsun hiç yoktan iyidir. Günler içinde eşine az rastlanır bir şey oldu. Ağızdan ağıza yayılan bir efsane büyüdükçe büyüdü. Çocuklar birbirine anlatıyor, anneler, babalar herkes okuyordu. Satışlar inanılmazdı. Kitap 80 dile çevrildi. 600 milyonun üzerinde sattı. Filmleri çekildi. 7.7 milyar dolar hasılat elde etti. Adına tema parklar açıldı. Yıllık cirosu 5,4 milyar dolara ulaştı. Harry Potter’in toplam franchise değeri ise 25 milyar doları buldu. Kitabı basan Bloomsbury yayınevi ise İngiltere’nin en başarılı yayınevi oldu. Harry Potter’in yazarı Rowling ise 5 yıl içinde devlet yardımlarından milyarderliğe yükseldi. Yazarak 1 milyar doları aşan ilk yazar unvanını aldı. Onun öyküsü belki de bu günlerde hepimizin en çok ihtiyacı olan şeyin umudun öyküsü. Unutma! İnancını kaybetmediğin ve değerlerini yitirmediğin sürece umut her şeydir.
Yeter ki vazgeçme!