Türkiye’de bazı şehirler vardır; sessizdir, mütevazıdır, gündemi fazla meşgul etmez. Uşak da uzun yıllar bu şehirlerden biri olarak anıldı. Ne büyük krizlerle ne de sansasyonel olaylarla gündeme geldi. Kendi halinde, üretimiyle, insanıyla var oldu. Ancak son yaşanan gelişmeler gösterdi ki artık hiçbir şehir “küçük” değil. Bir olay, bir kriz, bir yanlış tercih; o şehri bir anda ülke gündeminin merkezine taşıyabiliyor. Bugün Uşak, ne yazık ki bir başarı hikâyesiyle değil; magazinsel ve siyasal bir tartışmanın gölgesinde anılıyor. Ve daha önemlisi, bu süreç sadece bir kentin imajını değil, bir partinin siyasal güvenilirliğini de etkileyebilecek boyuta ulaştı. Bir şehrin tanınması her zaman olumlu bir şey değildir. Bazen görünürlük, beraberinde itibar kaybını da getirir. Uşak örneğinde yaşanan da tam olarak budur. Şimdiye kadar belki ulusal medya temsilcisi dahi bulunmayan bir şehir, bugün herkesin dilinde. Ama bu tanınırlık; turizmle, yatırımla ya da başarıyla değil, tartışmalarla sağlandı. Ve en dikkat çekici nokta şu; Bu durumdan neredeyse hiçbir Uşaklı’nın memnun olmaması. Engelli camiasından tanıdığım, sevdiğim bir dost Uşak’tan aradı, kısa ve öz; bunu neden yaptı, artık burada dolaşamaz, bir kahveye bile giremez... Şehirler, sadece coğrafi alanlar değil; aynı zamanda kimliktir, aidiyettir, onurdur. Bu olayın en büyük yansıması ise Cumhuriyet Halk Partimiz cephesinde hissedildi. Siyasette aday belirleme süreci çoğu zaman teknik bir tercih gibi görülür. Oysa gerçek çok daha farklıdır. Aday, sadece bir kişi değildir;
* Partinin değerlerini temsil eder
* Seçmenin güvenini taşır
* Kriz anlarında partinin yüzü olur
Bu yüzden aday belirlerken sadece
* Popülerlik
* Yerel dengeler
* Kısa vadeli kazanım hesapları yeterli değildir.
Artık yeni bir gerçeklik var;
Algı yönetimi ve kriz potansiyeli.
YENİ DÖNEMİN KRİTERİ
Bugünün siyasetinde bir adayın geçmişi, ilişkileri, yaşam tarzı ve kamuoyundaki algısı; seçim sonucunu doğrudan etkileyebiliyor. Bu nedenle özellikle İzmir gibi büyük ve kritik şehirlerde, aday belirleme süreçlerinin çok daha kapsamlı yürütülmesi gerekiyor. Artık şu sorular sorulmadan aday belirlemek büyük risk taşıyor:
* Bu aday kriz anında partiyi taşıyabilir mi?
* Kişisel yaşamı kamuoyunda tartışma yaratır mı?
* Rakipler tarafından kullanılabilecek zayıf noktaları var mı?
* Yerel halkın değerleriyle uyumlu mu?
Çünkü bir yanlış tercih, sadece bir ilçeyi değil; tüm ülke gündemini etkileyebiliyor.
Uşak’ta yaşananlar bize şunu açıkça gösterdi: Artık yerel siyaset diye ayrı bir alan yok. Bir ilçede yaşanan gelişme
* Ulusal medyada büyüyor
* Sosyal medyada katlanıyor
* Siyasi rakipler tarafından kullanılıyor
Ve sonuçta bir partinin genel algısını şekillendiriyor.
Bu durum özellikle ana muhalefet partileri için çok daha kritik. Çünkü her hata, sadece yerel değil, iktidar alternatifi olma iddiasını da zedeliyor.
Sonuç: “Küçük hata” yoktur
Uşak örneği aslında basit bir gerçeği hatırlatıyor: Siyasette küçük şehir yoktur, küçük hata yoktur. Her aday bir vitrin, her kriz bir sınavdır. Ve bu sınavdan geçemeyenler, sadece bir seçimi değil, toplumun güvenini de kaybeder. Bugün Uşak üzerinden yaşanan tartışma, yarın başka bir şehirde tekrar edebilir. Tabii eğer gerekli dersler de çıkarılmazsa… Ama eğer doğru okunursa, bu olay bir kırılma noktası da olabilir, her şerden bir hayır da çıkarılabilir. Daha şeffaf, daha titiz, daha liyakat odaklı bir siyaset anlayışının başlangıcı. Karar mı ; o da dersi alacak olanlarda....