Hayat bazen sessizce öğretir. Küçük işaretlerle, yumuşak fark edişlerle, usul usul gelen iç seslerle… Bazen de sert öğretir. Kapıyı çarpar gibi, kalbi sarsar gibi, insanı olduğundan başka biri yapar gibi öğretir. İşte halk arasında “hayattan ağzının payını almak” dediğimiz şey çoğu zaman budur: Kırılmak, şaşırmak, güvenilen yerden yara almak, beklenmedik bir kayıp yaşamak, çok emek verilen bir şeyin bir anda dağılması. Kimse acıyı istemez. Kimse yanılmayı, terk edilmeyi, aldatılmayı, değersiz hissettirilmeyi, emeğinin karşılığını alamamayı arzu etmez. Ama insan ruhunun garip bir tarafı vardır: En derin dönüşümler çoğu zaman en zor deneyimlerin ardından gelir. Çünkü bazı gerçekler bilgiyle değil, deneyimle öğrenilir. Bir insan size “sınır koymalısın” diyebilir. Bunu duyarsınız. Hatta mantıklı da gelir. Ama sizi sürekli tüketen bir ilişki yaşamadıkça sınır koymanın ne kadar hayati olduğunu tam olarak hissedemeyebilirsiniz. Birisi “kendini seç” diyebilir. Fakat kendinizi defalarca ikinci plana attığınız bir ilişki bitmeden, kendini seçmenin ne kadar gecikmiş bir ihtiyaç olduğunu anlamayabilirsiniz. Acı, her zaman kötü bir öğretmen değildir. Serttir, evet. Merhametsiz görünebilir, evet. Ama nettir. Sisli alan bırakmaz. İnsanlara kendilerini gösterir.

İNSANIN AYNASI

İlişkiler insanın aynasıdır. Sevdiğimiz kişiye yalnızca sevgimizi değil; çocukluğumuzu, korkularımızı, eksiklerimizi, beklentilerimizi ve yaralarımızı da götürürüz. Bu yüzden ilişkilerde yaşanan hayal kırıklıkları yalnızca karşı tarafla ilgili değildir. Aynı zamanda bizim iç dünyamızla da ilgilidir.

Neden hep aynı tip insanlara çekiliyorum?
Neden beni görmeyen kişileri seçiyorum?
Neden sevgi gösteren biri geldiğinde geri çekiliyorum?
Neden birini kaybetmemek için kendimden vazgeçiyorum?

Bu sorular çoğu zaman bir ayrılığın, bir kırılmanın, bir “artık yeter” anının ardından sorulur. Çünkü insan mutlu giderken kendini çok az sorgular. Konfor alanında olan zihin, değişime ihtiyaç duymaz. Fakat can yakan deneyimler iç gözlem başlatır. Belki de bu yüzden bazı insanlar ayrılık sonrası ilk kez büyür.

HAYATTAN ALINAN PAY

Birçok insan yaşadığı kötü deneyimi sadece talihsizlik sanır. Oysa bazen yaşananlar, kişinin kendisiyle ilişkisini gösterir.

Sürekli görmezden gelinmek…
Defalarca ikinci plana atılmak…
Karşılıksız çaba vermek…
Sevgi kırıntılarına razı olmak…

Bunların hepsi dışarıdan gelen haksızlık gibi görünse de içeride şu soruyu sorar:

“Ben kendime ne kadar değer veriyorum?”

Kendine değer veren insan kusursuz ilişki yaşamaz. Ama değersiz hissettirildiği yerde uzun süre kalmaz. Kendine değer veren insan hata yapmaz değil; hatayı fark ettiğinde kendine döner. Çünkü özsaygı, insanın başkalarının davranışlarını belirlemez ama onlara ne kadar maruz kalacağını belirler.

AYIKLIK

Acıdan sonra insanın bakışı değişir. Önceden romantik gelen şeyler artık alarm gibi görünür. Önceden “çok seviyor” sanılan davranışlar artık kontrol olarak okunur. Önceden “beni bırakmaz” diye güven veren kişi, şimdi bağımlılık yaratan biri gibi hissedilebilir. Bu kötü bir şey değildir. Bu, duygusal olgunlaşmadır.

İnsan deneyimle ayıklaşır.

Ne istediğini kadar ne istemediğini de öğrenir.
Kimi hayatına alacağını kadar kimi dışarıda bırakacağını da öğrenir.
Sevginin yeterli olmadığını, saygının ve güvenin de şart olduğunu öğrenir.

BAZI DERSLER

Sık duyulan cümlelerden biri şudur: “Neden hep aynı şeyi yaşıyorum?” Çünkü öğrenilmeyen dersler çoğu zaman farklı yüzlerle geri gelir. Sınır koymayı öğrenmeyen kişi, sınır ihlali yapan insanlarla karşılaşabilir.
Kendi değerini bilmeyen kişi, onu sorgulatan ilişkiler yaşayabilir.
Yakınlıktan korkan kişi, ulaşılmaz insanlara çekilebilir. Hayat cezalandırmaz; görünür kılar. Tekrar eden döngüler kader değil, fark edilmemiş örüntülerdir.

GÜÇLÜ OLMAK NEDİR?

Birçok kişi acıdan sonra “kimseye güvenmemeliyim” sonucuna varır. Kalbi kapatır, duvar örer, mesafe koyar. Bu ilk etapta koruyucu görünebilir. Ancak gerçek güç, kimseyi içeri almamak değildir.

Gerçek güç şudur:

Yanlış kişiyi tanıyacak kadar bilinçli,
Doğru kişiye açılacak kadar cesur,
Giderse dağılmayacak kadar sağlam olmaktır.

Yani güç, katılık değil; esnekliktir.

BOŞVER DEMEYİN

Önce yas tutmalı. Kırgınlığı küçümsememeli. “Boşver” dememeli. Acıyı bastırmak iyileşmek değildir.

Sonra anlamlandırmalı.
Bu bana ne öğretti?
Ben nerede kendimi kaybettim?
Bir daha neyi farklı yapacağım?

Ardından yeniden inşa etmeli.
Rutinlerini, özsaygısını, sınırlarını, dostluklarını, bedenini, zihnini…

Ve en sonunda şunu bilmeli:

Yaşadığın şey seni utandırmaz.
Yanılmış olmak seni değersiz yapmaz.
Kandırılmış olmak aptal olduğun anlamına gelmez.
Çok sevmiş olmak zayıflık değildir.

Bunlar sadece insan olduğunun kanıtıdır.

Son Söz

Hayat bazen ağzının payını verir gibi görünür. Ama bazen aslında payına düşen farkındalığı veriyordur. Canın yandığı yer, uyanışının başladığı yer olabilir. Belki de mesele başına ne geldiği değil, ondan sonra kendine nasıl döndüğündür.

Çünkü bazı insanlar acıyla sertleşir.
Bazıları ise acıyla bilgeleşir.

Seçim, yaşananda değil; yaşanandan sonra kurulanda saklıdır.