Boşanma kararı dışarıdan bakıldığında bir “tercih” gibi görünür. Sanki kişi isterse kalır, isterse gider. Ama bu kadar basit değildir. Çünkü insanlar aslında karar vermekte zorlanmaz. Zor olan, verilen kararın bedelini taşıyabilmektir. Bir ilişkide kalmanın da gitmenin de bir bedeli vardır. Kalmak; zamanla yıpranmayı, kendinden uzaklaşmayı ve çoğu zaman aynı döngüler içinde sıkışıp kalmayı getirir. Gitmek ise kaybı, yalnızlığı ve bir yas sürecini beraberinde taşır. Bu yüzden birçok insan “kararsızım” der. Oysa bu çoğu zaman gerçek bir kararsızlık değildir. Bu, iki farklı hayatın arasında kalmaktır. İki farklı acının, iki farklı ihtimalin arasında sıkışıp kalmak… Bir yanda alışılmış olanın güveni vardır. Diğer yanda bilinmeyenin yarattığı korku. İlişki devam ederken umut hep bir şekilde varlığını sürdürür.
“Belki değişir…”
“Belki düzelir…”
“Belki bu sefer farklı olur…”
Ama aynı anda yorgunluk da büyür. Kırgınlık birikir. Ve kişi çoğu zaman kendisini, kendi hayatının içinde yabancı gibi hissetmeye başlar. Gitme ihtimali belirdiğinde ise bu kez başka bir duygu devreye girer: Kayıp. Sadece partneri kaybetme korkusu değil bu. Birlikte kurulan hayalleri, yılları, emeği ve “olmasını istediği hikâyeyi” kaybetme korkusu. İşte tam bu noktada zihin ikiye bölünür:
“Bitse de kurtulsam…”
“Ya pişman olursam?”
Bu içsel çatışma, çoğu zaman dışarıdan anlaşılmaz. Çünkü kişi aynı anda hem gitmek ister hem kalmak. Ve bu çelişki, insanı en çok yoran şeylerden biridir. Burada kritik olan şudur: İnsan acıya sandığından çok daha dayanıklıdır. Ama belirsizliğe karşı aynı dayanıklılığı gösteremez. Belirsizlik, zihnin kontrol edemediği bir alandır. Bu yüzden birçok kişi kararını sağlıklı bir netlikten değil, bu belirsizliği sonlandırma ihtiyacından verir. Yani aslında karar, özgürleşmek için değil; içsel gerginliği azaltmak için alınır. Fakat aceleyle verilen her karar, geride bir soru bırakır:
“Acaba doğru muydu?”
Oysa sağlıklı bir karar, “hangisi daha az acı verir?” sorusuyla verilmez. Çünkü hayatın hiçbir seçeneği tamamen acısız değildir. Asıl soru şudur:
“Ben hangi bedeli taşımaya hazırım?”
Çünkü doğru karar, en kolay olan değil; kişinin sorumluluğunu alıp, sonuçlarıyla yaşayabildiği karardır. Bu noktada kişinin kendisine dürüst olması gerekir. Gerçekten bitmiş bir ilişkiden mi çıkmak istiyor, yoksa sadece o anki duygusal yükten mi kaçmak istiyor? Çünkü bazen insanlar ilişkilerini değil, ilişkinin içindeki kendi duygularını terk etmek ister. Boşanma bu yüzden sadece bir ayrılık değildir. Aynı zamanda bir yüzleşmedir. Kişinin hem partneriyle hem de kendisiyle kurduğu ilişkiye yeniden bakma sürecidir. Ve belki de en zor kısmı şudur: Verilen karardan sonra geriye dönüp bakabilmek ve “Evet, bu seçimi ben yaptım” diyebilmektir. Çünkü nihayetinde her karar, bir vazgeçiştir. Ve her vazgeçiş, küçük ya da büyük bir yas taşır. Bu yüzden boşanma kararı, bir bitişten çok bir geçiştir. Eski bir kimlikten çıkıp, yeni bir kimliğe doğru ilerleme süreci. Ve belki de en önemli soru en sonda saklıdır: Bu kararı verirken gerçekten kendime ne kadar yakınım?