Dorukhan Büyükışık “cinayeti” Türk kamuoyu tarafından her geçen gün daha yüksek bir farkındalık seviyesine ulaşıyor. 
Cinayet kelimesini tırnak içinde kullanmamın özel bir sebebi var kuşkusuz...  
Önceki köşe haberlerimde de detayları ile ifade ettiğim gibi, 13 Mayıs 2018 gecesi İzmir'in Narlıdere ilçesinde işlenen bu cinayet, 2022 yılına kadar Türk yargı sisteminin kayıtlarında önce “kardiyak şok” (kalp krizi), daha sonra şüpheli ölüm, daha sonra ise “yüksekten düşme” olarak geçiyordu.
Oysa gerçekler kamuoyuna gösterilenden çok farklıydı. 

AYNANIN ARKASI FARKLIYDI

Aynanın arkasında bambaşka bir mekanizmanın işlediğinin farkına ilk varan, Dorukhan'ın babası Emekli Tümgeneral Ethem Büyükışık oldu. 
Keskin zekâlı bir kurmay subay ve özel kuvvet generali olan Ethem Paşa, dört yıl boyunca soruşturma dosyasına girmeyen delilleri, adeta iğne ile kuyu kazarcasına topladı ve yargının önüne koydu.
Bulmakla kalmadı, kamuoyuna seslenerek, “Kamu görevlilerinin de içinde olduğu bu şebeke çökertilmediği takdirde hiçbir Türk vatandaşının can güvenliğinden söz edilemeyeceğini” haykırdı. 
Haykırışı, her vicdanlı insanın kulağında ve yüreğinde çınladı elbette. 
O sadece yüreği yangın yeri bir baba değil, devletin temeli olması gereken adalet duygusunu, körleşmiş vicdanlara anlatan bir soruşturma savcısıydı. 
Ve önceki hafta…
T.C Adalet Bakanlığı, Türk yargı tarihine geçecek bir karara imza atarak Ethem Paşa'nın yaptığı “kanun yararına bozma” talebini kabul etti. 

BİR HUKUK MANİFESTOSU

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’na gönderilen bu metin, bir hukuk manifestosu denebilecek mahiyette idi. Kendisi de tecrübeli bir Cumhuriyet Savcısı olan Adalet Bakan Yardımcısı imzasıyla Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı'na gönderilen karar metni ekinde tam 10 klasör kanıt belgeleri bulunuyordu. 
Adalet Bakanlığı “kanun yararına bozma” kararı ile soruşturma dosyasını İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı'ndan Ankara'ya almış oldu. 
Bakanlık uzmanlarının titiz çalışmasının ürünü olduğu belli olan karar metnini satır satır okudum. 
Olayın yaşandığı günden bugüne kadar geçen beş buçuk senede ilgili kurumların yaptıkları hataları, ihmalleri, delil karartma girişimlerini bilirkişi raporlarına dayanarak aktaran Adalet Bakanlığı kararında dikkat çeken hususlar özetle şu şekilde:
Olay gecesi cinayet mahalline çağrılı olarak gelen Narlıdere İlçe Emniyet Müdürlüğü ekipleri, yapmaları gereken en basit delil toplama işlemlerini bile yapmadılar. 

TEK KAMERA GÖRÜNTÜSÜ YOK

Cinayeti haber aldıkları andan itibaren, olayın “yüksekten düşme” olduğunu kanıtlamak ve bu süsü vermek için Dorukhan Büyükışık'ın cep telefonunun yerini defalarca değiştirdiler ve silerek üzerindeki DNA kalıntılarını yok ettiler. 
Olay yerinde görevli olan polisler; inşaat şirketinin sahibi, oğlu ve avukatı ile ortak hareket ederek delilleri karartmak için insan üstü bir çaba gösterdiler. Gerek polisler gerekse soruşturma savcısı bölgede yeterli keşif yapmadılar. Tümü canlı kayıt alan 19 kameranın hiçbirinden görüntü almadılar. 
Cinayetten tam 4,5 yıl sonra soruşturma dosyasına sokulan 8 dakika 54 saniyelik CD, cinayetin şüphelileri tarafından üretildi. 
27 metre yüksekten beton zemine düşen birisinin vücut bütünlüğünde yaşanması gereken hasarın Dorukhan'da olmadığını belirten üniversite öğretim üyelerinin, Adli Tıp ve Adli Fizik uzmanlarının mütalaaları dikkate alınmadı. 
Olay yeri inceleme fotoğraflarından, cinayetin başka bir yerde işlendikten sonra maktulün şantiyede başka bir alana taşındığı anlaşıldı. “Yüksekten düşme” olarak verilen tüm raporların akla, mantığa ve fizik bilimi yasalarına da aykırı olduğu da anlaşıldı. 

“GÖRÜŞMEDİK” YALANI 

İnşaat şirketinin sahibi ve oğlu ile diğer şirket çalışanlarının soruşturma sırasında verdikleri ifadeler ile HTS baz istasyonu kayıtlarının çelişki içinde olduğu, inşaat şirketi sahibinin “görüşmedim” dediği Narlıdere İlçe Emniyet Müdürü ile olay günü ve sonraki günlerde defalarca görüştüğü de kanıtlandı. 
Adalet Bakanlığı'nın "kanun yararına bozma" kararında bazı başlıklar bu şekilde. 
“Ankara'da hâkimler var” sözünü bir kez daha doğruladığı için Adalet Bakanı Sayın Yılmaz Tunç'a, Adalet Bakan yardımcılarına ve Bakanlıkta dosya üzerinde teknik incelemeyi yapan tüm uzmanlara içtenlikli bir teşekkürü esirgememek gerek. 
Epeydir örselenen adalet duygumuzun yeniden vicdanlarımızda uç verdiğini görmek yüreğimizi ferahlatıyor. 
Ve elbette alçakça bir cinayete tek evlatlarını kurban veren Büyükışık Ailesi'nin yarasına biraz olsun merhem oluyor. 

İLK DURUŞMA 19 ŞUBAT’TA

2024 yılı Dorukhan Büyükışık cinayetinde bu yönüyle son derece kritik yargılamalara sahne olacak. 19 Şubat 2024'te ilk duruşma Ankara 18. Asliye Ceza Mahkemesi'nde sahte rapor veren jandarma kriminal laboratuvarı ses uzmanlarının yargılamaları ile başlıyor. 
Adalet Bakanlığı’nın kanun yararına bozma kararı ve Yargıtay'ın vereceği karar sonrasında tüm soruşturma ve kovuşturma aşamaları sil baştan tekrarlanacak. 
Bu cinayette yaşanan dikkat çekici gelişmeler sadece Bakanlığın kararı ile sınırlı değil kuşkusuz. 
Cinayet mahallinde görevli polis memurlarının itirafları ile çok sayıda kamu görevlisi ve sivilin hayatının kararacağını söylememiz şimdiden mümkün.
Ve pek çok kişide olduğu gibi benim de en başından yanıtını aradığım soru: 
Kentin en merkezi yerlerinden birinde, bir mayıs akşamında, çevredeki apartmanlarda pek çok balkonun ışığının yandığı bir zaman aralığında ve herkesin gözü önünde işlenen alçakça bir cinayetin tek bir görgü tanığı yok. 

GÖRGÜ TANIĞI YOK MU?

Üç üniversite mezunu, üç yabancı dili ana dili gibi konuşan, 26 yaşındaki pırıl pırıl bir genci katleden katil sürüsüne hiç kimse rastlamamış!
Öyle mi? 
Sizce olabilir mi? 
Elbette olabilemez!
Olamadığı da çok yakında görülecek. 
Bu elim olayın hem savcısı, hem polisi, hem adli tıpçısı, hem mağduru olan Ethem Büyükışık Paşa'nın yıllarca süren çabası sonrasında dava yeniden başlayacak. 
Cinayetin arkasındaki örgütsel şema, itiraflar, adam satmalar, adam satın almalar, sahte rapor ve delil üretmeler ve her türlü kirli ilişki çok yakında Türkiye gündemine bomba gibi düşecek.

CİNAYET GÜNÜ EĞLENCE 

Sahibi olduğu inşaatın şantiyesinde işlenen bu cinayete yıllardır sessiz kalan, cinayetten sonra kamera kayıtlarını yok edip polislere teslim etmeyen, hiçbir soruya cevap vermeyen, cinayetin işlendiği günün gecesi (13 Mayıs 2018) akşam saatlerinde, birkaç yüz metre ötedeki farklı bir inşaat projesinin çalgılı, çengili, bol kahkahalı yaza merhaba partisinde eğlenerek fotoğraf çektirmekte beis görmeyen şirketin sahipleri…
Elhak konuşmaya başlayacak. 
Onların cevap verecekleri ilk soru şüphesiz “Bugüne kadar neden suskun kaldıkları” sorusu, bize düşen görev ise hem davaları duruşma salonunda izlemek hem de detayları siz okurlarla paylaşmak olacak.

SADECE ANKARA'DA DEĞİL, İZMİR'DE DE SAVCILAR VAR!

Dorukhan Büyükışık cinayetinde yaşanan ve yüreğimizi ferahlatan kararlar, sadece Adalet Bakanlığı kaynaklı değil. 
Birkaç ay önce Gazeteci Fatih Altaylı'nın YouTube kanalındaki programa konuk olan Ethem Büyükışık'ın,  katledilen evladının soruşturmasını yürüten savcı ve yargıçlara ilişkin söyledikleri, suç duyurusuna konu olmuştu. 
Söz konusu programda “kendilerine hakaret ettikleri” iddiasıyla Büyükışık ve Altaylı hakkında savcılığa şikâyet dilekçesi veren kamu görevlilerinin başvurusu incelendi. Şikâyet dilekçesinde, şikâyetçi kamu görevlilerinin avukatı ise polis adliye gazetecilerinin çok yakından tanıdığı bir isimdi. 
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı kararında, “yayında yapılan değerlendirmelerin suç olmadığı ve ağır eleştiri sınırları içerisinde olduğu" kanaatine varıldı ve her iki isim hakkında “kovuşturma yapılmasına gerek olmadığı” kararı verildi.
Bence bu karar da en az Bakanlığın kanun yararına bozma kararı kadar önemli ve anlamlıydı. 
Her iki kararın özeti şuydu:
Türkiye Cumhuriyeti Devleti, en yüksek seviyede irade göstererek bu cinayetin fail ya da faillerini, onlara yardım ve yataklık edenleri, koruyanları, saklayanları eliyle koymuş gibi bulacak ve Türk adaletinin terazisinde tartacaktı.
Devletine vatandaşlık bağı ile bağlı olan herkesin beklentisi de bundan başka bir şey değildi…  

+++++