Sabah gözünü açar açmaz tabletini arayan çocuklar, yemek yerken telefon izleyenler, ödev yaparken bir yandan video açanlar…
Bugünün çocuklarının hayatında ekran artık öyle sıradan bir hale geldi ki bazen ne kadar yer kapladığını fark etmiyoruz bile. “Biraz çizgi film izlesin, ben de işimi yapayım.” “Yemek yemiyor, bari telefonu vereyim.” “Biraz oynasın, sonra kapatırız.” Derken o “biraz”lar uzayıp gidiyor.Aslında burada suçlayacak birini aramak çok da doğru değil. Anne-baba olmak zaten başlı başına yorucu bir iş. Ev, okul, ödev, iş, yemek, günlük koşturmaca derken bazen ekran gerçekten hayat kurtarıcı gibi geliyor. Ama mesele ekranı tamamen hayatımızdan çıkarmak değil. Mesele, ekranın çocuğumuzun hayatında ne kadar yer kapladığını fark etmek. Çünkü çocuklar sadece ekrana bakarak büyümüyor. Aynı zamanda hayatı da ekrandan öğreniyorlar. Arkadaşlık nasıl kurulur, sorun nasıl çözülür, sıkılınca ne yapılır, bir şey beklemek nasıl bir duygudur… Bunların hepsi gerçek hayatın içinde öğreniliyor. Çocuk sürekli hazır eğlenceye alıştığında ise bir süre sonra beş dakika bile sıkıcı gelebiliyor. Oyuncakları önünde duruyor ama “Ne yapacağım?” diyor. Evde oturuyor ama oyun kurmak istemiyor. Bir yere gidiyoruz, birkaç dakika sonra “Telefonumu ver” diye soruyor. Çünkü ekran bize sürekli yeni bir şey sunuyor. Bir video bitiyor, diğeri başlıyor.
Renkler, sesler, hareketler hiç durmuyor. Gerçek hayat ise böyle değil. Gerçek hayatta bazen bekliyoruz. Bazen sıkılıyoruz. Bazen kaybediyoruz. Bazen arkadaşımız bizim istediğimiz oyunu oynamak istemiyor. İşte çocukların aslında en çok bu anlara ihtiyacı var. Sıkılmaya… Kendi oyununu kurmaya… Bir şeyleri hayal etmeye… Bisiklete binmeye, parka gitmeye, arkadaşlarıyla kavga edip sonra barışmaya… Kısacası çocuk olmaya. Bir de şu konuda kendimize dürüst olmamız gerekiyor: Çocuklardan ekranı bırakmasını isterken bizim elimizde telefon varsa, söylediklerimizin pek karşılığı olmuyor. Çocuk “Telefonu bırak” sözünü değil, bizim davranışımızı görüyor. Bu yüzden evde bazen hep birlikte küçük kurallar koymak işe yarayabilir. Yemekte telefon yok. Uyumadan önce ekran yok. Ailece geçirilen zamanda telefonlar bir kenarda. Ve belki de en önemlisi, çocuğun önüne sadece “Ekranı bırak” demek yerine başka bir seçenek koymak. Tableti bırak demek kolay. Peki yerine ne koyacağız? Birlikte kek yapmak, parka gitmek, masa oyunu oynamak, kitap okumak, resim yapmak, bisiklete binmek, hatta bazen hiçbir şey yapmadan oturmak… Çünkü çocuk ekranı bıraktığında hayatın boş kaldığını düşünmemeli.
Gerçek hayatın kendisinin de güzel olduğunu keşfetmeli. Elbette teknoloji hayatımızın bir parçası. Çocuklarımızı bundan tamamen uzak tutmak ne mümkün ne de gerekli. Önemli olan teknolojiyi onların hayatının tamamı haline getirmemek. Çünkü çocukluk sadece ekrandaki renkli dünyadan ibaret değil. Çamurlu bir parkta koşmak da çocukluk. Arkadaşının evine gidip saatlerce oyun kurmak da… Bir kitabın sayfalarını çevirmek, annesine mutfakta yardım etmek, babasıyla top oynamak, yağmurda camdan dışarı bakmak da… Bunlar belki ekrandaki kadar hızlı ve parlak değil. Ama çocukların hafızasında çok daha uzun süre kalıyor. Belki bugün hepimizin kendimize sorması gereken soru şu: Çocuğumuz ekranda ne kadar zaman geçiriyor? Ama bunun yanında bir soru daha soralım: Gerçek hayatta onunla ne kadar zaman geçiriyoruz? Çünkü çocuklarımızın en güzel ekranı, birlikte geçirdiğimiz zamandır.