Futbola yeni yeni merak duymaya başlamış biri futbol eğitimcisine gelerek “efendim acaba oyun kuralları içinde en önemlisi hangisidir“ diye sorsa kendisine hiç şüphesiz on ikinci kuralı işaret etmek gerekir. Oyun kuralları kitabında on dört sayfada ancak anlatılabilen, herkesin kendi takımının menfaatine uygun biçimde anlaması bir yana, saatlerce okunup dipnotlarına kadar ezberlense bile, sahada yaşanan karşısında yine herkesin elinin böğründe kalmasına sebep olabilecek türden bir kuraldır denilebilir. Neden böyle söylediğime açıklık getireyim çünkü maç içinde pozisyon öyle bir gelişir ve hakem sahada, siz de tribünde öylesine savrulursunuz ki,“kim önce diğerine ne yaptı” öyküsünün başıyla sonu birbirinden hızla ayrılır gider yetişemezsiniz. Ondan sonra gelsin bakalım hakeme salvo, gitsin o kısa sürede yaşanandan kendi takımınız lehine destan yazmalar. O an siz bile yaşamın o güne değin muhtelif zamanlarda zat –ı âlinize yaptığı bütün faul ve fena hareketlerden belleğinize çakılı kalmışları unutur, tiz bir düdük sesi duyulana dek sessizce ve heyecanla beklersiniz. Beklenen düdük çaldı mı? Çaldı ise mesele yok. En azından kural uygulanacak demektir. Tamam kural uygulanacak olmasına uygulanacak ta, hakemin eli hangi yönü işaret edecek, işte orası çok daha mühim. Karar öncesi ve sonrası tribünde başlayan hummalı tartışmalar kafaların içini kemirmeyi sürdürdüğü esnada bir de izleyen pozisyon neticesinde gol oluvermişse, aman ki ne aman! Ortada ne medeniyet kalacaktır, ne de centilmenlik. Çaresiz bir arayışın sıcak nefesine sığınmış yeminler yüklü repliklerin tanıdık sahipleri olan oyuncularımız, acilen hakeme müracaatla“ne yapsak bu olayları kendi lehimize çeviririz “adlı iki perdelik piyesi sahneye koymaya başlayacaklardır. Hele itirazlar inceden inceye şiddetlendikçe, iş öyle bir hal alacaktır ki hakem olarak yüzde yüz emin olduğunuz bir karar dahi beyninizin bir köşesindeki “acaba” ya doğru yola çıkacaktır.

AVUÇ İÇİNE ALMAK

Hâlbuki oyuncular veya yöneticiler ve hatta tribündeki taraftarların sağduyulu olanları kararınızın doğru olduğunu mükemmelen bilmektedir ama asıl amaç, o karardan sonra başlayacak ikinci perdede sizi maç sonuna dek avuç içine almaktan ibarettir. İşin bu kısmını biraz uzattım hoş görün ancak faul ve fena hareketleri öğrenmeden önce bu konudaki bazı inceliklerden haberdar olmanızı istedim. Faul ve fena hareketler çok önemlidir efendim. Öyle ki bırakınız bu köşeyi, değerli gazetemiz spor sayfasını tümden bana tahsis etse bile hepsini birden layıkıyla anlatmaya yetmez. O yüzden bugünlük direkt vuruş gerektirenlerle yetinip endirekt vuruşlar ile ilgili olanları başka bir yazıya havale ediyorum. Direkt vuruşa konu ihlaller arasından bir çırpıda sayacağım ilk beşini duyunca yüzünüzde bir gülümseme belirecek. İtme, tutma, çekme, rakibin üstüne sıçrama, kendi ceza sahasındaki kaleci hariç elle oynama gibi eylemlere dıştan bakıldığında: “Oh ne kolay, hakemler bunun nesini çözemiyor” değil mi? Tamam kuralın bu bölümün öğrendiniz. Hadi öyleyse gözünüzün önüne ateşli bir maç getirin. Diyelim ki FB –GS maçıdır oynanmakta olan. Maçın henüz ilk dakikalarında orta sahada bir hava topu mücadelesinde yere düşen iki rakip oyuncu var; Eh ilk sınavınız mübarek olsun. Alt tarafı orta sahada yaşanmış bir olay ve her iki kaleye nereden baksanız 45-50 metre mesafe var, ne olacak yani” mi? Aman efendim aman, siz neler diyorsunuz. Derhal muazzam bir velvele kopar ki düşman başına. Hadi buyurun bakalım kim kimi itti, tuttu, çekti veya üzerine sıçradı? Bu esnada,oyuncuların ve kulübelerden fırlayan yedeklerin tepkilerine ilaveten, tribünlerdeki beraber ve solo çok bilmişler korosunun icra eyleyeceği “ oooo.. heeey “ şarkısı eşliğinde, öteden beri ezbere bildiğiniz ihlalin tanımı uçup gider dimağınızdan. Tutma mesela, rakibe sevginin değişik bir şekilde ifade edilmesi mi yoksa hırsın yeni versiyonu mu artık orası size kalmış ama ben sahalarda top kendilerine gelirken birbirini tutmadan oynayan tek bir oyuncu görmedim. Eh kuralda yazmıyor mu “tutma “ yı cezalandır diye. Bakın ikisi de birbiri tutuyor. Çalın düdüğü de görelim. Alim Allah kulaklarınız yedi ceddinizi ”arma manistra” donatmaya hazır bekleyen taraftarların haykırışları arasında kalıverir. Bir başka karede yine ayrı bir tantana. “Eline çarptı hocam.. eline çarptı penaltı !..” Aslan kardeşim bak kendi ağzınla çarptı diyorsun ya eline çarptı diye; “ele çarpma” ile kuraldaki “elle oynama” arasında irade açısından dünyalar kadar fark var, bunu niye anlamak istemiyorsun? Aslında olanı olduğu yerde bırakıp, çareye yönelmeyi içselleştirmeyen bir toplumun üyeleri olarak bu durum bize pek yabancı değil. Alışkanlıklarımız ne yazık ki hep tespite yönelik, çözüme değil. Neyse inşallah bir gün düzelir diyerek direkt vuruş gerektiren kalan ihlalleri sayayım da, zahmet olmazsa biraz da bu gözle bakıverin bakalım izleyeceğiniz ilk maça. Bir oyuncu aşağıdaki ihlallerden birini hakemin kanaatince; dikkatsiz, kontrolsüz veya aşırı güç kullanarak bir rakibine karşı yaparsa ki bunlar: şarj yapma, tekme atma veya tekme atmaya teşebbüs etme, vurma veya vurmaya teşebbüs etme (kafa atmak dahil), ayakla müdahale etme (tackle) veya mücadele etme, çelmeleme veya çelmelemeye teşebbüs etme halleridir ki bu hallerde ihlali yapan takım aleyhine bir direkt serbest vuruş verilir. Yine bu kuralın bünyesinde temas ederek rakibini engelleme, takım listesinde bulunan birisini veya bir maç görevlisini ısırma veya ona tükürme, topa rakibe veya hakemlerden birisine bir nesne fırlatma veya topa elinde tuttuğu bir nesne ile temasta bulunma da var. Hareketin şekline göre disiplin cezaları verildiğini unutmayalım. Faul ve fena hareketler hem yaşamın hem de futbol oyununun bel kemiğidir efendim. Bunların varlıklarının tek anlamı güzelim oyunu bozmaya yönelik olduğu için hangi pencereden bakıldığına bağlı olarak seveni de var sevmeyeni de, ancak her koşulda iyinin yanında olmadıkları aşikar. Bu yüzden siz siz olun, bu türden hareketler nerede karşınıza çıkarsa çıksın, hareketin ardındaki gerçek niyete karşı dikkatinizi esirgemeden kavga yerine çareye yönelin lütfen. Takdir edersiniz ki neticede hakemin de gücü bir yere kadar.