Yugoslav edebiyatının dünyaca ünlü yazarı İvoAndriç, 9 Ekim 1892’de, o sırada Avusturya-Macaristan İmparatorluğu’nun sınırlarında yer alan Travnik kasabasının Dolaç köyünde doğar. Yazarın çocukluğu ve ilk gençlik yılları, Drina ırmağı kıyısındaki bu kasabada geçer. Eski Yugoslavya’nın en ünlü yazarlarından biri olan İvoAndriç, köken olarak bir Hırvat olmasına karşın bir Sırp olarak yaşamayı tercih eder. İlkokulu Vişegrad’da, liseyi Saraybosna’da, üniversiteyi Zagrep, Viyana ve Krakov’da okur. Bu üniversitelerde felsefe, Slav tarihi ve edebiyatı öğrenimi görür. 13 Haziran 1924’te “Türklerin Yönetimi Altındaki Bosna-Hersek’teki Kültürel Hayat” adlı teziyle Graz Üniversitesi’nden felsefe doktoru unvanını alır. (Meraklısına Not; Bu tez ilk kez İngilizce'ye Duke Üniversity Press tarafından 1990 yılında "The Development of Spiritual Life in Bosnia Under theİnfluence of TurkishRule" başlığıyla, John F.Loud ve Z. Juricic'in editörlüğüyle çevrilmiş olup, halen dilimize kazandırılmış değildir.)

Andriç, üniversite yıllarında politikayla yakından ilgilenir. Avusturya-Macaristanİmparatorluğu sınırlarında yaşayan Slavların kurtuluşunu vebirliğini sağlamaya çalışan Ulusal Devrimci Gençlik Örgütü “MladaBosna” (Genç Bosna) örgütüne katılır. Bu örgüt, 1914 yılının Haziran ayında meydana gelen ve Birinci Dünya Savaşı’nın tetikleyicisi olan Avusturya Veliahdı Ferdinand’a Saraybosna’da yapılan ve ölümüyle sonuçlanan suikastı gerçekleştiren Gavrilo Princip’in de bağlı olduğu örgüttür. Bu nedenle, bu suikasttan sonra örgütün diğer birçok üyesi gibi İvoAndriç de tutuklanır. Bir yıla yakın bir zaman tutuklu kaldıktan sonra sürgüne gönderilen yazar, bu süre zarfında okuduğu ve neredeyse tüm kitaplarında etkisini hissettiğimiz, “karamsar filozof Kierkegaard”dan etkilenir. 1917’deki afla özgürlüğüne kavuşur ve yarım kalan üniversite öğrenimine devam eder.

Andriç, 1924’te Dışişleri Bakanlığı’nda çalışmaya başlar ve 1941’de büyükelçi olarak -biraz da zorunlu kaldığından- emekliye ayrılmasına kadar Vatikan, Bükreş, Graz,Marsilya, Paris, Brüksel, Roma, Budapeşte, Cenevre ve Madrid’de diplomatik görevlerde bulunur. Son görevyeri olan Almanya Berlin’de büyükelçi iken, ülkesi Almanlar tarafından işgal edilir. Saygın ve başarılı bir diplomat olan Andriç; Alman makamlarının İsviçre'de sığınmacı olması önerisini kabul etmez, emekli maaşı almayı da reddederek memleketine döner. İkinci Dünya Savaşı yıllarında Belgrad’ta kiraladığı bir apartman odasında yaşar. En ünlü eserlerini bu dönemde yazar. İkinci DünyaSavaşı’ndan sonra Komünist Parti’ye katıldığı gibi Yugoslavya Yazarlar Birliği’nin Başkanlığını da yapar. 1949’ta Bosna’yı temsilen, Yugoslavya Federal Meclisi’ne seçilir. 1959 yılında, 67 yaşındayken, bir ressam olan Milica Babiç’le evlenir. Büyük bir aşkla sevdiği ama başka biriyle evli olan Babiç’e kavuşmak için 30 yıla yakın bekleyen İvoAndriç, uğruna tarihe geçecek kadar tutkuyla sevdiği ve beklediği eşinin 1968’deki ölümünün ardından sadece yedi yıl sonra, 13 Mart1975’te Belgrad Askeri Hastanesi’nde bu dünyadan ayrılır. Eserlerini Sırp-Hırvat dilinde kaleme alan İvoAndriç’i, günümüzde Sırp ve Hırvat milliyetçileri kendilerine mal etmeye çalışmaktadırlar.

İvoAndriç kendisine dünya çapında şöhret kazandıran en önemli sayılan eserlerini görevinden ayrıldıktan sonra yazar. 1945’te, yazdığı üç önemli eserini; Travnik Kroniği (Travniçka Hronika), Drina Köprüsü (Na Drini Cuprija) ve Saraybosnalı Kadın’ı (Gospodjisa) yayımlar. Bu üç eser ”Bosna Üçlemesi” olarak adlandırılır. Özellikle Drina Köprüsü adlı eseriyle yazarın şöhreti artar ve 26 Ekim 1961 tarihinde de kendisine Nobel Edebiyat Ödülü verilir. Nobel Ödül Komitesi, eserlerindeki destansı ve şiirsel anlatımındaki güç ve ülkesinin geçmişinden aldığı motifleri ve öyküleri bir tarihsel belge kadar etkileyici biçimde şekillendirmesinden dolayı bu ödülün kendisine verildiğini belirtir. (Aynı yıl, Yugoslavya’da her sene verilen Hayat Boyu Başarı Ödülü de Andriç’e verilir.)

İvoAndriç, Drina Köprüsü romanını Belgrad’da 1941 Temmuz-1943 Aralık ayları arasında yazar ve 1945 yılında yayımlar.Türkçede ilk kez, Altın Kitaplar Yayınevi’nden1962 yılında ve 412 sayfalık bir roman olarak yayımlanan kitabı dilimize Hasan Ali Ediz ve Nuriye Müstakimoğlu çevirir. Kiremit rengi ve ciltli olarak basılan kitabın çevirmenlerinden Nuriye Müstakimoğlu imzalı önsözünde kardeşlik mesajları dolu şu açıklama dikkatimizi çeker:

“Gerçekten de İvoAndriç’in eserlerinin değil her sayfasında, her satırında bile derin bir insan sevgisini görmek mümkündür. Romanında gerçekçi ve tarafsız kalmayı bilmiştir (…) Eserde, Saraybosna’daki çeşitli ulusların, din ve ırk ayrılıklarına bakmadan, dışarıdan ya da içeriden bir kışkırtma olmadıkça, nasıl kardeş gibi geçindiklerini anlatan çok canlı bölümler vardır (…)Drina Köprüsü, bir yandan dört yüz küsur yıl kader birliği ettiğimiz Bosna’yı ve Bosnalıları, öte yandan bugünkü Yugoslavya’nın en büyük yazarlarından biri olan İvoAndriç’i tanımamıza yardım ederse, ne mutlu!”

Ülkesinin en ünlü edebiyat eleştirmenlerinden kabul edilen İsidora Sekuliç ise, İvoAndriç’in kitaplarıyla ilgili olarak şunlarısöyler:

“İvoAndriç’in kitaplarında tarih, korkunç, karanlık, şiirsel, gülünç, akıllı gibi bütün özellikleriyle yer alır. Onun hikâyeleri bu nedenle garip bir özgünlüğe, dehşet verici doğrudan anlatıma sahiptir ve aynı zamanda yerel renklerle boyanmıştır.”

Drina Köprüsü’nün İngilizce çevirisinin önsözünde de William H. McNeil, romanla ilgili olarak şunları söyler:

“(Bu eserden başka) ne Balkan ve Osmanlı tarihi alanında daha iyi bir giriş ne de bizimkinin dışındaki başka bir medeniyeti okuyucuya daha ikna edici bir şekilde tanıtan herhangi bir edebi eser biliyorum. Drina Köprüsü, heybetli başlangıcı ve sarsıcı sonu arasında Andriç’in sayfaları boyunca bizi Osmanlı dünyasıyla karşı karşıya getiren duygusal ve entelektüel bir maceradır.“

Yazarın 1961 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü kazanan Drina Köprüsü adlı romanı, Drina Irmağı kıyısındaki Vişegrad adlı bir kasaba ve o kasabada yapılan bir köprü etrafında gelişen, birbiriyle doğrudan veya dolaylı bağlantıları bulunan birtakım olayları anlatır. Kıyısındaki kasabanın ve üzerindeki bir köprünün anlatıldığı Drina, Tara ve Priva akarsularının birleşmesiyle meydana gelen, 346 km uzunluğunda ve Sava Irmağı ile birleşen bir ırmaktır. Kaynaklarda, sularının Mart Nisan ve Kasım aylarında arttığı belirtilir. Yazar romanına, bu nehrin ve Vişegrad kasabasının betimlemesiyle başlar:

“Drina daha çok, sarp dağlar arasındaki dar boğazlarda ya da derin uçurumlar içinde akar. Ancak birkaç yerinde kıyıları geniş vadiler halinde açılır; her iki kıyısında da insanların yaşamasına ve tarıma elverişli, bazen düz bazen dalgalı ama bereketli ovalar oluşturur. Bu ovalardan biri de burada, tam Drina’nın ButkokayalarıylaUzanviçka dağlarının arasındaki dar boğazdan ani bir dirsek yaparak ortaya çıktığı noktada Vişegrad’da başlar.”(Drina Köprüsü, sayfa 17)

Ardından yazar Drina Köprüsü’nü, onun özelliklerini ve yapımıyla etrafında oluşan inançları anlatır. İlkbölümün betimsel anlatımı ikinci bölümden itibaren terk edilmeye başlanır. Yıl 1516, aylardan Kasım’dır. Bosna’nın doğu köylerinden belli sayıdaki Hristiyan çocuklarını toplayan kervan, onları “parlak ve korkunç İstanbul’a götürmek üzere” Drina kenarındaki bu kasabada konaklar. Bölge halkı çocuklarına son kez olsun seslenirler ve arkalarından ağlarlar. Bu durum, kervanın salla karşı kıyıya geçişine kadar sürer. Bu kervanla birlikte gidenlerden biri de Sokoloviç Köyü’nden 10 yaşındaki bir esmer çocuktur. Yıllar sonra o esmer çocuk Sadrazamlığa kadar yükselir ve ihtiyarlayınca, oradan ayrılmasının verdiği, “hayatının ona getirdiği çeşitli acı ve mutsuzluklardan bambaşka bir şey olan” bir “maddi acıyı” gittikçe daha çok hissetmeye başlar ve “çeşitli acıların toplandığı salı kaldıracak, bu sarp ve ıssız kıyıları, ırmağın kestiği yolları bir köprüyle birleştirecek olursa, belki bu acıdan kurtulabileceğini” (Drina Köprüsü, sayfa 34) düşünür. Bu esmer çocuk, Osmanlı tarihinin en ünlü sadrazamlarından Sokollu Mehmet Paşa’dır.” Drina köprüsünü çevredeki köylerden biri olan Sokoloviç köyünde doğan Sadrazam Sokollu Mehmet Paşa, Mimar Rade’ye yaptırtmıştır köprüyü” denir kitapta. Ancak, gerçekte Drina Köprüsü’nün mimarı Mimar Sinan’dır.

1961 Nobel Ödülü'nün İvoAndriç'e verilmesinin ardından, ülkemizde yayımlanan Büyük Doğu dergisinde “çok tuhaf” bir yazı yayımlanır. Dünya edebiyatı, her ne kadar İvoAndriç için “tüm insanlara ve tüm dinlere tarafsız ve eşit uzaklıkta duran bir kalem” nitelemesinde hemfikir olsalar da; Drina Köprüsü romanında Osmanlı’nın bir döneminin etkin olarak yer almasını doğru okuyamamış bir bölgeci tutumla kaleme alınmış yazının ana iskeleti şöyle;

“1961 yılı Nobel Edebiyat Armağanı Osmanlı edebiyatına verilmiştir denebilir. Hattâ Osmanlı romanına. Çünkü bu yıl Nobeli alan İvoAndriç, bir Yugoslav yazarı, bir Slav yazar, hatta Avrupalı bir yazar olmaktan çok, bir Osmanlı yazarıdır. Gönüllü olarak Osmanlı tebaasından bir yazardır sanki. Yalnız romanlarının kahramanlarıyla değil, yalnız romanında örülen oluşlar ağıyla değil, batan bir dünyayı yavaş yavaş ortaya çıkarmayı deneme niyeti ve tarzıyla da, her biri bir yöne giden insan kütleleri içinde, imparatorluğun ağırlık merkezi olan bir bölgenin halkını değerlendirme ve bir medeniyet tazı olarak sunma, orijinal bir kadro yakalama ve bundan yeni bir estetik kurma farkıyla da Osmanlıdır İvoAndriç. Drina Köprüsü bir nevi, Osmanlıların, İlyada ve Odisea destanıdır. Ve İvoAndriç, modern anlamda, imparatorluğun Homeros'udur...”

Andriç’in eserleri Almanca, Fransızca, İngilizce, İtalyanca başta olmak üzere, otuzdan fazla dile, bu arada Türkçeye de çevrilir. Andriç’in bu romanları onu dünyaca ünlü bir yazar yapmaktan başka Yugoslav edebiyatının da dünyaya açılmasını sağlamıştır. Çok sağlam bir entelektüel birikime sahip İvoAndriç’in dilimize çevrilmiş yapıtları şunlardır; “Bosna Hikâyeleri”, Çev. Zeyyat Selimoğlu, Varlık Yayınevi, 1965,”Irgat Simon”, Çev. Adnan Özyalçıner, İlhami Emin, Cem Yayınları, 1983, ”Travnik Günlüğü”, Çev. Tahir Alangu, İletişim Yayınları, İst., 1999, ”Uğursuz Avlu”, Çev.Aydın Emeç, Ağaoğlu Yayınevi, 1964 ve “Ver Elini Çocukluk!”, Çev. Necati Zekeriya, Koza Yayınları,İst., 1978...

Prof. Dr. Birgül Ayman Güler’in incelemesinde de dediği gibi; “Yugoslavya’nın parçalanmasından sonra ortaya çıkmış bulunan Sırbistan ve Hırvatistan Cumhuriyetleri arasında paylaşılamayan İvoAndriç, gençliğinde Slav birliği yanlısı; gençliğinden orta yaşlarına krallığın diplomatı; yarım yüzyılı devirince İkinci Dünya Savaşı yıllarında yalnızca romanlarını yazan bir münzevi, sonra uluslararası ünlü ve suskun bir yazar” olarak yaşayıp geçmiştir edebiyat dünyasından...