İspanya, 1900’le 1930 yılları arasında, bin yıllardır süregelen feodal yapısına karşın, dünyanın değişim rüzgârından uzak kalamaz ve ciddi bir toplumsal değişim yaşar. Ancak siyasal yapısı monarşisttir hâlâ. Monarşist yapı, kaynaşan ve değişen alt tabakadaki sınıf hareketleri ve çeşitli toplumsal istekleri kontrol edemez. 1923’te, iktidardaki Kral XIII. Alfonso bir askeri darbeyle bu yükselişi engellemeye çalışır ama başaramaz. 1930’da monarşi yıkılır. 1931’de yapılan seçimleri, 50 kentin 41’inde monarşistlere karşı yenilik isteyen cumhuriyetçiler kazanır. Kral ülkeyi terk etmek zorunda kalır ve İspanya’da cumhuriyet ilan edilir. Yaklaşık altı yıl ömrü olan cumhuriyet döneminde sosyalistlerin ağırlıkta olduğu çeşitli sağ kesimleri de kapsayan bir yönetim oluşturulur. Kadınlara oy hakkı tanınır, yeni ve eşitlikçi demokratik bir anayasayapılır. Devlet laikleştirilir, ruhban sınıfının devlet tarafından finansına son verilir. Yasal evlilik ve boşanma gibi modern uygulamalar gündeme gelir. İspanya, toplumufelç eden feodaliteyi ve geleneksel sömürü kaynaklarını kurutur. Sanat devrim denecek kadar büyük bir gelişme gösterir; korolar kurulur dört bir yanda, sahneler açılır, kitaplar basılır üst üste.Örgütlü bir sanatsal kuvvet her türlü baskıya karşı güçlü bir birlik oluşturulmasına ön ayak olur.
Bütün bu gelişmeler toplumun tutucu zengin kesimlerini, onların toplumu kontrol mekanizması olarak kullandıkları ordu ve kiliseyi rahatsız eder. 1936 Temmuzunda General Franco tarafından bir askeri darbe gerçekleşir ve İspanya, uğruna binlerce kurban verdiği özgürlüğünü yine kaybeder.
Harekete inanan İspanyollar, kısaca CNT diye adlandırdıkları bir sendikal örgütlenmenin içinde yer alarak bu toplumsal değişimi desteklerler.CNT; “Confederación Nacional Del Trabajo”nun yani Ulusal Emek Konfederasyonu’nun kısa adıdır. CNT, özerk sendika konfederasyonu olarak İspanya Krallığı'nda örgütlenmiş konfederal bir birliktir. İnsanların tüm yaşamları boyunca bilim, sanat ve her türlü kültürel etkinliğe ve entelektüel / evrensel bilgiye ulaşmalarını sağlamayı amaç edinmiş bir birlik...
Hedef, toplumun artık eğitimli ve kol işçisi olarak ikiye ayrılmasına son vermektir. Her çalışan, emek üreten kişi, eşzamanlı olarak hem biri hem de ötekisi olacaktır artık. Üretici, günlük çalışması bittiği andan itibaren kendi kişisel zamanının efendisi olacaktır. Kişisel zamanın verimliliği, üreten insanın işini zorunda olduğu için değil istediği için yapması ve bireysel yaşamı yok eden tüketim toplumu dayatmasından uzak olarak çalışması sebebiyle kendiliğinden artacaktır. Onlara göre, efendisiz ve severek çalışma, insanın maddi gereksinmeleri tatmin edildikten sonra tinsel gelişme ihtiyacının baskın çıkacağı bir yola doğru ilerleyecektir. Vahşi kapitalizmin sürekli kendini yenileyen tuzaklarına ancak bu yolla direnilebilir CNT’ye göre.
1910 yılında İşçi Dayanışması (Solidaridad Obrera) çevresinde örgütlenmiş gruplar tarafından Barselona’da kurulan örgüt, İspanyol yenilik hareketinin ruhunu canlı tutan en büyük güçtür. Askerler, silahlı kuvvetler üyeleri ve polisler dışında herkes CNT’ye üye olabilir. Üye olmak için herhangi bir ideolojiye bağlı olmak gerekmez üstelik. İlerici bir ülküye inanmak yeterlidir. İşçiler arasında dayanışma ruhunun gelişmesi için çalışmak ancak bu takdirde bugünün toplumunda ahlâki ve maddi koşulların yükseltilebileceğini ve üretim araçlarının ele geçirilmesi sayesinde gelecekte tamamen özgürleşmeye giden yolda hazırlanmanın mümkün olacağının benimsenmesi, CNT’nin temel tüzük maddesi olarak tarihe geçer.
Senelerdir ezilen, her türlü sömürülen insanlar artık saygın kişilikler olarak mutlu olmanın düşünü kurmakta; bu düşe de sanat üzerinden ulaşacaklarına inanmaktadırlar. Bu inanış birçok bölgede, gerçekleştirilmesi en kolay -belki de yapmak için başka bir malzemeye ihtiyaç duymadıklarından- sanatsal buluşma olan birçok koronun kurulmasına neden olur. Bu korolara “Clave Korosu” adı verilir. Koroların yanı sıra gecekondu denen kenar bölgelerde amatör tiyatro buluşmaları da yapılır; bölge tiyatrosu mantığıyla, büyük ve evrensel tiyatroya ulaşmak için tiyatro çalışmaları örgütlenir. Buralarda bilgi sahibi olunurken, bir arada olmanın o karşı konulamaz gücü de duyulur. Kimi zaman şiirler okunur, kimi zamanda amatör gösterilerle bin yılların yapışkan, kirli cehaletinden ancak birlikte mücadele edilince kurtulabilineceği üzerine oynanan oyunlarla kararlılık ortaya konur.
Birçok işçi gibi, Pere Xirgu Marti’de, 1896 yılında taşındığı,Barselona, Athenaeum Mercaders sokak, 38 numaralı evde yaşayan ve bu etkinlikleri kaçırmayan biridir. Barcelona'nın beşinci bölgesindekiAthenaeum'un tiyatro grubunun provalarına, üç çocuğuyla birlikte düzenli olarakkatılır aile. Özellikle kızları Margarita ve oğulları Miguel, bu tiyatrolara hayran olarak büyürler. Bu toplantıların birinde, ufak tefek, sesi zayıf ama gözleri cam gibi parlayan esmer bir çocuk olan Margarita’dan bir şiir okumasını ister işçiler. Hafızası ve dikkati ustura kadar keskin olan ve yaşından daha küçük görünen Margarita’nın okuduğu şiir, onun hayatı boyunca doymayacağı ilk alkışları getirir ona. Yıl 1900’dür ve küçük Xirgu henüz 12 yaşında, coşkusuyla insanların hayranlığını kazanmayı başarmıştır.
Margarita Xirgu Spira, 18 Temmuz 1888'de, Pere Xirgu Marti ve Pepeta Subira’nın kızı olarak, Katalanların başkent saydıkları Barselona’nın kenar mahallelerinden biri olan Molins de Rey'de doğar. Babası bir çilingirdir, annesiyse bir köylü kızı... Xirgu, doğum defterine, Margarita Teresa Maria adıyla kaydedilir.1902'de Barselona'nın Asya Salonu’nda sunulan amatör tiyatro oyununda, Josep Feliu i Codina'nın (1847-1897) "Lo Nuvi" oyununda ilk kez oyuncu olarak sahneye çıkar. 14 yaşındadır henüz.Bir yıl sonra, 28 Haziran 1903 günü,Rivas Dükü Angel de Saavedra’dan (1791-1865) “Kaderin Kuvveti” adlı oyununda yine sahnededir Margarita. Henüz etkileyici bir oyuncu olduğu söylenemese de, o, sahnede duyduğu özgürlüğü hiçbir yerde duyamadığını anlatır yıllar sonra. Şimdilik sadece heyecanı vardır elinde.
1905 yılında bir akciğer hastalığı teşhisi konur küçük Margarita’ya... Senelerce kurtulamaz bu hastalığından. 25 Nisan 1969'da ölümünü de bu hastalık getirecektir büyük oyuncuya.
4 Ekim 1906 günü, Xirgu’nun önüne tarihini değiştirecek bir fırsat çıkar. O gün, ‘Zarafet Çemberi Oyuncuları’ adlı tiyatro topluluğu tarafından oynanacağı ilan edilen ve Rafael Moragas'ın uyarladığı Emile Zola’nın "Teresa Raquin" adlı oyununda, bütün tiyatro topluluklarının korkulu rüyası olan sevimsiz bir durum gerçekleşir: Gösterinin birinci kadın oyuncusu, gösteriden 6 gün önce, oyuna çıkamayacak biçimde hastalanır. Oysaki son derece zor olan bu rol, deneyimli bir profesyonel oyuncu tarafından oynanmalıdır.Karakterin bulanık ve karmaşıklığı göz önüne alındığında kolay kolay giderilemeyecek bir açıktır bu... Margarita henüz çocuksu havası olan bir genç olmasına rağmen bu zor rol kendisine önerilir.Margarita, natüralizmin başlangıç romanı sayılan bu kitabın ana karakter rolüne gerçekçi bir yorumla yaklaşır ve seyirciyi soluksuz bırakır. 18 yaşındaki bu sahne dehasının önünde, tüm İspanya ayağa kalkar.
Emile Zola'nın 1867 yılında yazdığı hikâyenin basit bir kurgusu vardır. Kendisine duygusal ve cinsel anlamda heyecan vermeyen halasının oğlu Camille ile evlidir Therese. Bir gün, kocasının arkadaşı Laurent’le karşılaşır ve onu eve davet eder. Parasız bir ressam olan Laurent, kısa bir süre içerisinde
Therese’nin sevgilisi olur. Âşıklar daha rahat birlikte olmak düşüncesiyle Camille’i ortadan kaldırmaya karar verirler ve gezintiye çıktıkları bir gün onu sandaldan suya atarak boğulmasına neden olurlar.Romanın cinayetten sonraki bölümü bir iç muhasebe olarak gelişir. Camille ortadan kalkmış, ama mutluluk yakalanamamıştır. Camille’in annesi de bu ölüm üzerine felç geçirir. İki âşık, yaşlı kadının suçlayıcı bakışları altında eski tutkulu ilişkilerinden çok uzak, suçluluk duyguları ile yaşarken giderek birbirlerinden nefret eder bir hale gelirler. Tek kurtuluşları ölümdür artık…
Therese Raquin’de Zola’nın eleştirisi çok yönlüdür aslında. Geleneksel yapıya dayalı düşüncenin hayatı çekilmez kılmasını ve aile kurumunun bir iş anlaşmasına dönüşmesini anlatırken, evli bir kadının, tensel arzularla atıldığı maceraya da arka çıkmaz. İhtirasın tehlikeli bir ruh sapması olabileceğini anlatır romanında.
Margarita Xirgu, Therese Raquin’deki ‘Therese’ rolüyle 18 yaşındaki amatör bir oyuncunun kolay kolay çıkamayacağı bir yüksekliğe çıkmıştır. Ertesi gün, Barselona'daki tüm basın bu başarıdan söz eden yazılar yazarlar sütunlarına. Bu yüksek alkış, Margarita’nın önünü açar.Katalanların en büyük tiyatrosu olan Romea Tiyatrosu’nun sahibi Josep Santpere, genç oyuncuya kadrolu oyuncu olmayı önerir. Margarita Xirgu, gencecik yaşına karşın bir profesyoneldir artık. Sahnenin, kendisini geliştirmek için çalışmayanı üstünden savurup atan bir at olduğunun bilincine o yaşlarda ermiş biri olarak, yeni oyunlara yönelir oyuncu. İki ay geçmeden bu kez “Mar i Cielo”da izler seyirci Xirgu’yu. Xirgu’nun oyunculuk kariyerini, Angel Guimera’nın yazdığı ve 1906 yılında sahneye konan, “Mar i Cielo” (Deniz ve Gökyüzü) oyunuyla başlatır birçok incelemeci. Çünkü profesyonel bir oyuncu olarak ilk kez bu oyunda sahneye çıkmıştır Margarita. Bu oyun ilk kez, 8 Aralık 1906'da Romea Tiyatrosu’da sahne almıştır ve 18 yaşındaki genç Xirgu, ‘Blanca’ rolüyle tüm dikkatleri üstüne çekmeyi başarmıştır. 17. yüzyılda geçen bir korsan hikâyesidir ‘Mar i Cielo’... Şiddetli ve kavuşulamayan bir aşkı anlatmaktadır. Onun oynamak isteğinden başka bir gücü yoktur. O kadar genç ve deneyimsizdir ki; makyaj yapmayı bilmediği için azarlanırve dalga geçilir genç oyuncuyla. Ancak, onun başka bir savı vardır geleneksel tiyatronun oyuncaklarını önüne sürenler için: “Makyajın aşırılığı zarar verir sahneye, çünkü oyuncunun mimiklerini engeller. Bir oyuncunun yüz ifadesi serbest olmalıdır. Oysaki oyuncunun yüzüne aşırı makyaj yapmak, oyuna aykırı bir maske uygulamaktır. İfade, her kelimenin titreşimiyle süslenmiş tutkuların hareketine göre değişen bir yetenek olduğuna göre, benim makyajıma bakmayın, sahneme tümüyle bakın!”
Babasının işsiz kalması ve çok kısa süre sonra da, 1907 yılında ölmesi, Xirgu ailesini güç durumlara sokar. Margarita’nın sahnede başlattığı yenilik kavgasına, tüm ailesini geçindirmek zorunda kalması da eklenmiştir şimdi. Bu sürede, iz bırakmamış birçok oyunda sahne alır Xirgu; 20 Aralık 1907’de André de Lorde ve Masson Forestier tarafından yazılan "Barataria", Giuseppe Giacosa’nın oyunu"Tristes Loves" ya da "Panotxa Pel" bu oyunlardan sadece birkaçıdır.
10 Ekim1908 günü,daha sonraları ikinci eşi olacağı aktör Miguel Ortin'le tanıştığı, Barselona'daki Teatro Principal'da,Alman romantik kalem Wilhelm Meyer Förster'in (1862-1934)"Juventud de Princep"(Princep’in Gençleri) oyunundaki‘Caterina' rolüyle büyük bir başarı yakalar. 1909 yılında, onu ünlü yapan Angel Guimera’nın “Aşağı Dünya” oyununda ve9 Ekim 1909'da, Edmond Eugène Rostand'ın, "Prenses İlunyana" adlı eserinde ‘Melisande’ olarak görürüz oyuncuyu... Ancak büyük sansasyon, bir yıl sonra, Teatro Principal'da, 1910 yılının 5 Şubat günü canlandırdığı, Joaquim Pena'nın çevirdiği Oscar Wilde’ın ‘Salome’siyle gelecektir. Salome, o güne kadar İspanya sahnelerinde
görülmemiş bir kadın karakterdir. Hani deyim yerindeyse, bu oyundan sonra ‘kıyamet kopar’ İspanya’da. Neden peki?
Neden; çünkü o dönem, erkeğin dış dünyada aktif olması beklenirken, kadınlar evlerinde, kendilerine özel dünyalarında günaha girecek ‘şey’lerden uzak tutulmalıdır gibi bir anlayış egemendir İspanyol toplumunda. Çünkü kadın ve erkek birbirlerinden çok farklı yapılardır ve görevleri bin senelerdir saptanmış, gelenek eliyle tanımlanmıştır. Geleneğin zehrinden kurtulamamış toplumsal ve dini inançlar der ki; kadınların kendilerine özgü özellikleri arasında birinci sırada eşe sadakat ve annelik gelir. Sonra da, yardımseverlik, şefkat, alçakgönüllülük, hoşgörü, ahlâklı olmak ve sabır beklenir ‘iyi’ kadından... Bu pencereden bakıldığında; annelik, erkeğe göre fiziksel zayıflık ve cinsel hassasiyetten oluşan bir görevler hapsine sıkıştırılmış, bakıma muhtaç bırakılan kadın için Salome tam bir dinamittir.
Kutsal kitaplarda, erkeklerin başına felaket getiren birçok kadından biri olan Salome'nin öyküsü, İncil’den alınan bir öyküdür aslında. Hıristiyanlığın ilk yayılmaya başladığı zamanlarda geçen öyküye göre, Roma İmparatorluğu zamanında eski Filistin'in Güney kısmı, Ürdün'ün batısında kalan bölge olan Judaea'nın Kralı Herod, erkek kardeşinin karısı Herodias'la evlenerek ensest ilişkiye girdiği içinYahya Peygamber'i (Vaftizci Yahya) sinirlendirmiştir. İncildeki öyküde de Herodias kızı Salome'yi (yani Herod'un üvey kızını) kullanmak suretiyle Yahya'nın başının kesilmesine sebep olur. Kral, Salome'ye kendisi için dans ederse istediği her şeyi yapacağını söyler. Salome, annesine 'ne isteyeyim' diye sorar, annesi de, 'Vaftizci Yahya'nın başını' diye yanıt verir. Salome, yedi duvak dansını yaptıktan sonra karşılık olarak Yahya'nın başını talep eder. Kral, söz verdiği için infazı yerine getirir.
İncil’de geçen bu hikâyeyi oyuna uyarlayan Oscar Wilde birkaç ufak ama önemli değişiklik yapar. Wilde, Salome karakterini annesinden emir alan küçük bir kız yerine, ona rağmen tek başına hareket eden ve kendi arzularının peşinden koşan bir kız olarak karşımıza çıkarır. Wilde’ın oyununda Salome annesine ne istemesi gerektiğini sormaz. Hatta annesinin karşı çıkmasına ve istememesine rağmen kral için dans eder. Çünkü en başından beri istediği Yahya’dır ve dans etmeden önce ne isteyeceğini açık biçimde bilmektedir. Amacına ulaşmak için kadınlığının cazibesini kullanmaktan çekinmez. Salome “femme-fatale”denen bir kadındır. Bu terimin anlamıysa, İspanya gibi geleneğin anlamsızlığı içinde hâlâ kan döken toplumlarda kabul edilemez bir duruştur. ‘Femme-fatale’; öldürücü güzelliğe sahip baştan çıkarıcı kadın anlamına gelir.
Xirgu, Salome oyununa çıkarken, herkesi on parmağı ağzına girer. Bu oyun tam bir skandal olarak nitelendirilir. Çünkü o güne dek İspanya sahnelerinde görülmemiş bir kostüm vardır Margarita Xirgu’nun üstünde: Üstünde incecik bir tül ve karın bölgesini açıkta bırakan bir mayo! Üstelik yalın ayaktır oyuncu ve bacak kıllarını almış bir şekilde seyirci önüne çıkmıştır. Tiyatro tarihine devrim yaratan bir oyuncu hikâyesi katılırken, çoğu zaman olduğu gibi bu devrimin bedeli genç oyuncuya kesilir: Gelen tepkilere göğüs geremeyen tiyatro yönetimi, sözleşmesini fesheder Xirgu’nun.
Şimdi işsiz de kalan Margarita Xirgu için iki seçenek vardır; ya inandığı yolda korkmadan devam etmek ya da toplum baskısına boyun eğip, gölgesine bile sığmayan biri gibi yaşamak!
O inandığı yoldan vazgeçmemeye karar verir.