Bu yazı, 2021 yılının son yazısı olacak. Yazı sanatında, giden yılı iyi ve kötü yanları ile değerlendirmek, gelmekte olan yıla ilişkin beklentileri açıklamak gelenek gibidir. Bu sütunlarda pek çok k...

Bu yazı, 2021 yılının son yazısı olacak. Yazı sanatında, giden yılı iyi ve kötü yanları ile değerlendirmek, gelmekte olan yıla ilişkin beklentileri açıklamak gelenek gibidir. Bu sütunlarda pek çok kez açıkladığım görüşümde ısrarcıyım. Türkiye gelecek yılın en geç sonbaharında bir seçim yaşayacak. Her ne kadar Cumhur İttifakı sözcüleri “Son noktayı koyduk” deseler de, Türkiye’de siyaset mekanizmasının her zaman sürprizlere açık olduğunu biliyoruz. Geçmiş yıllarda, seçime yönelik dile gelen benzer iddialı açıklamaların “E hadi öyleyse buyurun sandığa” mealinden çıkışlar ile tarihin çöp sepetine atıldığını gördük. Gelecek yıl yapılacak seçim, 2018’de hukuken devreye giren Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’nin de kaderini belirleyecek. YETKİLERİ DEVREDECEK Mİ? Yeniden adaylığı kesin olan Sayın Cumhurbaşkanı’nın seçilmesi durumunda, kendisinin ürettiği mevcut sistem etki gücünü daha da artırarak devam edecek. Bugünkü panoramada ve yayınlanan anketlerde önde görünen Millet İttifakı’nı oluşturan partilerin ortak istenci ise “Güçlendirilmiş Parlamenter Sistem” olarak adlandırdıkları yönetim sistemine en kısa sürede geçmek üzerine kurgulu. Milletten yetki alınması halinde bu süreci, memleketin başını gözünü sağlam tutarak yönetmek kolay olmayacak. Kim seçilirse seçilsin, Cumhurbaşkanı koltuğuna oturacak kişi Türkiye Cumhuriyeti’nin her kişisine ve her kurumuna doğrudan hükmedebilme olanağı tanıyan akıl almaz büyüklükte bir yetkiyi elinde tutacak. Ve bu yetkisini, kendi konumunu değiştirecek, yetkilerini büyük oranda devredecek bir sistem değişikliğini uygulamak için kullanacak. Kolay mı? Elbette değil. 13’üncü Cumhurbaşkanı Millet İttifakı’nın adayı olması durumunda, seçilir seçilmez milletin ve Türk tarihinin huzurunda bir söz verecek. NAMUS SÖZÜ VERECEK Bu söz, ona oy verenlerin “namusu” ile eş değerde olacak… Pek kim bu kişi? Parlak bir gazetecilik kariyerini en heyecanlı noktasında tamamlayarak beni hem çok şaşırtan hem de kızdıran sevgili dostum Ümit Yaldız’ın açıklamaları, en azından İzmir özelindeki manzarayı özetliyor bizlere. Son yıllarda başarılı işlere imza atan İntegral araştırma şirketinin Genel Koordinatörü olan Yaldız, geçen Kasım ayında İzmir’in 30 ilçesinde 2 bin 414 kişiyle telefonla yapılan anketin sonuçlarına göre, İzmirliler’in Cumhurbaşkanlığı koltuğunda görmek istedikleri aday, Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş… Millet İttifakı’nın Cumhurbaşkanı adayları arasında Başkent’in Belediye Başkanı’nın yüzde 30’un üzerinde tercih edilmesi üzerinde kafa yormamız gereken bir konu. Mansur Yavaş’ın, 13’üncü Cumhurbaşkanı seçilmesi durumunda, yetkilerini devretmede asla duraksamayacak, kör siyasi hırslarının kurbanı olmayacak bir profil olması, sanırım tercih sebebi olmasında önemli bir etken. SESSİZ, DİRENÇLİ VE İŞ ODAKLI Ve Yavaş’ın kuşkusuz en güçlü yanı; fazla konuşmayan ama kentinin de hakkını yedirmemekte direnen, mücadele eden, içine yuvarlandığımız derin yoksulluk girdabının etkilerini azaltmakta akılcı projeleri öne çıkan bir Başkan olmasında… Seçim öncesinde başta Sayın Cumhurbaşkanı olmak üzere AKP ileri gelenleri tarafından en ağır suçlamalara, hakaretlere, haksız ithamlara maruz kalan; sonraki dönemde bu suçlamaların tümünün temelsiz ve yalan olduğu anlaşılan Mansur Yavaş, Ankaralılar’ın özlediği bir belediye başkanı profili. Yapılan araştırma, İzmir’in siyasal nabzında yükselen diğer değerlerin Kemal Kılıçdaroğlu ve İyi Parti olduğunu anlatıyor. Ekrem İmamoğlu ve Muharrem İnce gibi aktörler, İzmir kamuoyu nezdinde 1,5 yıllık süre zarfında güç kaybederken, İzmirliler’in hükümete dair “yönetebilirlik” algısında önemli bir düşüş yaşanıyor. Ümit Yaldız, bu bulgunun son yılların en düşük oranını yansıttığını ifade ediyor. YÜZDE 70’İ SİSTEME KARŞI İzmirliler’in yüzde 70 gibi çok yüksek bir oranının “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi değişmeli” demesi ise, ittifakların üzerinde ciddi siyaset kurgulaması gereken bir duruş olsa gerek. İntegral’in bu araştırması elbette siyasi parti koridorlarında çokça tartışılacak; üzülenler, alınanlar, eleştirenler olacak. Bu araştırma kentin seçim sandığında tecelli edecek iradesini bire bir yansıtmıyor elbette. Ancak eğilimin ne olduğu konusunda önemli ipuçları veriyor. Sevgili dostum Ümit Yaldız ve ekibini bu başarılı ve bilgilendirici çalışmaları nedeniyle kutluyorum.  

DOĞRULARI, YALNIZCA DOĞRULARI İFADE EDEBİLEN BAŞKANLAR…

Ekonomide son bir haftada yaşanan baş döndürücü gelişmeler, iş dünyasında yoğun şekilde tartışılsa da, toplumun genel doğrularını ifade etmede aynı iş dünyasının temsilcileri adeta üç maymunu oynuyor. Döviz kurlarında son bir ayda yaşanan akıl almaz artışlar karşısında, ihracatın bu işten karlı çıkacağını ve “Türkiye’nin cari açık vermeden büyüme modelinde başarı kazanacağını” sananlar derin bir yanılgı içinde olduklarını yavaş yavaş anlamaya başlıyor. İhracatında yüzde 70’e yakın ithalata bağımlı olan, toplam ihracatı içinde yüksek teknolojili ürünlerin payı yüzde 3 ilâ 5 arasında seyreden bir ülkede, döviz kurlarının seviyesi ile ihracat arasında doğrusal bir bağ olduğunu savunanlar gerçekten gülünç oluyor. İZTO’DA MECLİS KONUŞUYOR Pekala iş dünyasının temsilcileri, herkesin bildiği bu doğrulardan bihaber mi? Güldürmeyin. Üniversiteleri ile danışman orduları ile her gelişmeyi hepimizden daha iyi analiz edebilme imkânına sahip başkanlar, üyelerinin çığlıklarını dile getirmekten ısrarla imtina ediyorlar. Öyle ki, İzmir’in 136 yaşındaki Ticaret Odası yönetiminden ses seda çıkmazken aynı Ticaret Odası’nın yönetimini seçip göreve getiren üyeler, “İzmir Ticaret Odası Meclis Üyeleri Derneği” çatısı altında örgütleniyor ve ekonomideki gidiş üzerine zehir zemberek açıklamalar yapabiliyor. 26 yıldır bu kentin iş dünyasını izlemeye gayret eden bir gazeteci olarak ilk kez böyle bir durumla karşı karşıya kalıyorum ve küçük dilimi yutmamak için zorlanıyorum. Ama suskunluk da bir yere kadar devam ediyor. EİB’DEN YÜKSELEN SES Egeli ihracatçıların çatı kuruluşu Ege İhracatçı Birlikleri’nin Başkanı Jak Eskinazi, Başkan yardımcıları Mevlüt Kaya ve Birol Celep, ihracat ailesinin görüş, talep ve beklentilerini en samimi şekilde kamuoyu ve karar alıcılar ile paylaşıyor… Döviz kurlarında tsunamiye dönüşen dalgalanmanın ticaret ve ihracata zarar verir noktaya geldiğini aktaran Eskinazi, bu sürecin uzaması halinde ihracata zarar vereceği uyarısında bulunuyor. Piyasada yüksek kurlar nedeniyle iğneden ipliğe zam olduğuna dikkati çeken Jak Başkan, şu değerlendirmeyi yapıyor: “2021 YILINI ARARIZ” “İhracatçılarımızın şu anda yaşadığı zorluklardan bir diğeri de krediye ulaşma zorluğu. İhracatçılar bu ortamda sipariş almada tedirginlik yaşıyor, sipariş alsa da nasıl üretip teslim edeceğini öngöremiyor. İhracata dayalı büyüme stratejimiz 2022 yılında olumsuz etkilenecek. 2022 yılında, 2021 yılını arar duruma düşeceğiz. Yüksek kur nedeniyle yapılan zamlar geri alınmıyor. Devlette akaryakıt fiyatlarında beklenen indirimini ÖTV’ye yansıttı. Piyasalar bunu baz alıyor. Devletin uygulamasının arkasına sığınılıyor. Döviz kurları kısa sürede bir stabil hâle gelmezse ve finansmana erişimde faizler gerilemezse 2022 yılı için her sektör ihracat rakamlarını eksi yönlü revize eder noktaya gelecek. Yüksek enflasyon ekonomik istikrarı olumsuz etkiliyor. Enflasyon kontrol altına alınamadığı ve piyasalara güven tesis edilemediği takdirde ekonomik dalgalanmalarla çok sık karşılaşılacağız.” Evet, iş dünyasında yaşananları bu şekilde özetliyor Jak Eskinazi. İş işten geçtikten sonra, davul toz minare gölgesi türünden anlamsız açıklamalara sığınmayacağını en baştan ifade ediyor. İş dünyasının gerçekleri konuşmaktan korkmayan temsilcilerine sahip çıkması, işine ve geleceğine sahip çıkması anlamına geliyor…

9 EYLÜL 2022, İZMİR İÇİN NASIL BİR GÜN OLACAK?

Yaklaşmakta olan 2022 yılı, sadece ekonomik ve siyasi gelişmeler yönüyle değil, Türk Bağımsızlık Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasının 100’üncü yılı olması açısından da kritik öneme sahip. Emperyalizme karşı elle, taşla, sopa ve silahla… Neyi varsa onunla savaşan Türk Milleti’nin ilk ve son kurşununa tanıklık eden güzel İzmirimiz, 9 Eylül 2022’de tarihi bir gün yaşayacak. Mustafa Kemal’in ordularını gözyaşları içinde karşılayan İzmirlilier’in coşkusu, 100 yıl sonra da aynı duygu seli ile yaşanacak mı? “Gazeteciliğin temeli fikri takiptir” meslek deyişine uygun olarak, İzmir’in seçilmiş lideri, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Tunç Soyer’e sormak hakkımız olsa gerek: Tunç Başkanım, 9 Eylül 2022’de nasıl bir sabaha uyanacağız? Temmuz 2020’de Cumhuriyet gazetesine yaptığı açıklamada; İzmir’in kurtuluşunun 100’üncü yılında görkemli bir “100. Yıl Anıtı”, “100. Yıl Kurtuluş Müzesi”, “100. Yıl Marşı” ve “100. Yıl canlandırması” yapmayı planladıklarından söz etmiş, yüreklerimizi yerinden hoplatmıştı Tunç Başkan… 26 Ağustos 2022’de Afyon Kocatepe’den yola çıkacaklarını açıklamış; “Bütün güzergâhı zaman tüneline dönüştüreceğiz. O 14 günü birebir canlandıracağız ve canlı yayımlayacağız. Muhteşem bir 100. yıl başlıyor. İzmir’den bütün Türkiye’ye 100. yılda güçlü bir mesaj vereceğiz. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu da 100. yıl canlandırması yürüyüşüne katılacak.” diye de eklemişti. İzmirli yurttaşlar olarak, kurtuluşun 100’üncü yılında İzmir’in Belediye Başkanı olma onurunu taşıyacak Tunç Başkan’dan, bu etkinlik planlarının neresinde olduğumuzu öğrenmek istiyoruz. Büyük bir merakla ve ısrarla… HAFTANIN SÖZÜ Bilgi derindir, cehalet ise sığ; Bilgi kazanılır, cehalet ise bulaşır… Anooshirvan Miandji