Temeli 2011 yılı Mayıs ayında atılan ve geçen 13 yılda bir türlü hayata geçirilemeyen Çandarlı Limanı projesi, Denizüstü Rüzgâr Enerjisi Santralleri’nin (DRES) üretim merkezi olmaya hazırlanıyor. 
Pek çok olumsuzluğa gebe olan 2024 yılının bence en iyi haberi bu… 
Geçen Cuma günü ilk kez İzmir’de kamuoyuna ve enerji sektörü paydaşlarına açıklanan “Denizüstü Rüzgâr Enerjisi Yol Haritası ve Sanayi Envanteri Tanıtım Toplantısı”nda İzmir Valisi Dr. Süleyman Elban’dan aldık müjdeyi.
Göreve gelmesinin üzerinden henüz altı ay bile geçmemişken, kentin sorunlarına süratle vaziyet eden ve çözüm odaklı yaklaşımı ile dikkatlerimizi çeken Elban, rüzgâr enerjisi sektöründe yer alan firmaların yoğun katılımına sahne olan toplantıda, Türkiye’nin enerji yoksulu bir ülke değil, “enerjiyi üretme yoksulu bir ülke” olduğunu ifade etti. 
Bu saptamaya hak vermemek mümkün değil. 

4 TÜRKİYE’NİN ENERJİSİ ÜRETİLİR

Rüzgârında, güneşinde, jeotermalinde, biyokütlesinde ihtiyacının kat be kat fazlası saklı olan Türkiye; enerji üretiminin kabaca yarısını doğalgaz ve kömür gibi ithal ettiği kaynaklarla gerçekleştiriyor. 
Düşünebiliyor musunuz? 
Ayaklarının altında ikinci bir güneş gibi parlayan jeotermal enerji kaynaklarına düşman gözle bakıp, binlerce kilometre öteden boru döşeyerek ithal ettiği doğalgazı müjde gibi gören sakatlanmış bir bakış açısına sahibiz… 
Tıpkı denizlerimizdeki rüzgâr enerjisinden bugüne kadar hiç yararlanmıyor olmamız gibi. 
Bir yarımada ülkesi olan Türkiye’nin, Denizüstü RES’lerin üretim merkezi olmaması mümkün değil.

İZMİR DÜNYADA TEK 

Türkiye’deki dört türbin kanadı fabrikasının tamamına, yedi kule fabrikasının dördüne, iki döküm tesisinden birisine ev sahipliği yapan İzmir’den söz ediyorum. 
Ve altını çizerek ifade edelim: 
Rüzgâr endüstrisinde bu ölçekte kümelenen dünyada başka bir şehir yok. İzmir'de rüzgâr sanayisinde faaliyet gösteren firmalar, Türk rüzgâr endüstrisinin toplam cirosunun yüzde 85’ini oluşturuyor.
Bu dev birikimin, Denizüstü RES’lerin üretimini yapması; daha da ötesinde İzmir’in Ege, Akdeniz ve Karadeniz havzasının üretim merkezi olması işten bile değil. 
Ancak bu büyük vizyon için hem İzmir’de hem de denizin kenarında konuşlanan bir üretim merkezine ihtiyaç var. 
İşte bu üretimin en uygun koşullarda yapılabileceği tek seçenek, 13 yıldır yılan hikâyesi okunan Çandarlı Limanı projesi. 
Dikkatli okurlarımız anımsayacaktır. 
Köşe haberlerimizde bu konuyu belli aralıklarla gündeme getiriyor ve soruyorduk, “Daha neyi bekliyoruz?” diye… 

İZKA 2022’DE RAPORLAŞTIRDI

Türkiye’deki 26 kalkınma ajansı içinde en iyi çalışan ajanslar arasında başı çeken İzmir Kalkınma Ajansı’nın (İZKA) da bu konuda çok özgün bir çalışması bulunuyor.
İZKA, “görevi olmamasına rağmen” Çandarlı Liman sahası ve hemen arkasında bulunan alanda “Temiz Enerji İhtisas Organize Sanayi Bölgesi” kurulması için 2022 yılında çok önemli bir doküman ve vaziyet planı hazırlamışlardı. 
Aynı zamanda İZKA’nın Yönetim Kurulu Başkanı da olan Vali Elban’ın, bu büyük potansiyeli kısa sürede sezdiği ve gereğini yapacağı anlaşılıyor. 
“Denizüstü Rüzgâr Enerjisi Yol Haritası ve Sanayi Envanteri” tanıtım toplantısında, Çandarlı Limanı’nın bu alanda ekipman üretimine odaklanması için Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile çok ciddi çalışma içerisinde olduklarını vurgularken, sektör paydaşlarının da bu yönde büyük heyecan içerisinde olduklarını belirtiyor Vali Elban. 
Bu hedefin gerçekleşmesi ile birlikte hükümetin belirlemiş olduğu hedeflere çok daha hızlı ulaşmanın mümkün olacağını da ekliyor.

NEDEN BU KADAR ÖNEMLİ?
 
Okurlarımızın zihninde, “Denizüstü RES’ler neden bu kadar önemli?” sorusunun canlandığını görür gibiyim. Başta Kuzey Avrupa ülkeleri ve İngiltere olmak üzere pek çok gelişmiş ülke, 30 yılı aşkın süredir denizlerde esen rüzgârdan enerji üretiyor. 
Bu santrallere, sadece enerji üretimi gözüyle bakılmıyor. Denizlerdeki Münhasır Ekonomik Bölgelerin (MEB) sınırlarının genişletilmesinde, “milli güvenliği güçlendiren bir unsur” olması noktasına odaklanan stratejik bir bakış açısı da egemen. 
Nitekim bu alanda dünyanın en gelişmiş ülkeleri arasında yer alan ve 2030 yılına kadar Denizüstü RES kurulu gücünü 30 bin MW’a İngiltere, santrallerini kıyılarından 180-200 kilometre açıkta kuruyor. 
Hükümetin geçen yıl açıkladığı Ulusal Enerji Eylem Planı’na göre, Türkiye’nin bugün 12 bin Megavat (MW)  seviyesinde olan rüzgâr enerjisi kurulu gücü, 2035 yılında 29 bin 600 MW seviyesine yükselecek. Bu kapasite içerisinde, DRES’ler 5 bin MW seviyesinde pay alacak. 

75 BİNE KARŞILIK 5 BİN!

Bu seviye, Türkiye’nin keşfi yapılmış potansiyelinin sadece 15’te biri seviyesinde.
Dünya Bankası verileri, Türkiye’nin DRES potansiyel kurulu gücünün 75 bin MW olduğunu söylüyor… 
75 bine karşılık 5 bin!
Devam edelim…   
Sektör profesyonelleri ve DRES’lerle ilgili çalışan bilim insanları, Türkiye’nin gerçek potansiyelinin ise 75 bin MW’tan çok daha yüksek olduğu konusunda mutabık. Denizlerde tam ve gerçekçi bir rüzgâr ölçümlemesi yapılması halinde, bu gerçeğin görüneceğini belirtiyorlar. 
2023 yılı sonu itibarıyla tüm enerji kaynaklarının toplamında, 106 bin 344 MW elektrik enerjisi kurulu gücüne sahip olan Türkiye, yerli ve temiz enerji üretiminde adeta varlık içerisinde yokluk çekiyor. 
Kaynaklarını tam olarak harekete geçirebilse, dört Türkiye’nin enerjisini üretebilecek, dışa bağımlılık zincirlerini kırabilecek, daha da ötesinde enerji ihracatçısı konumuna yükselebilecek bir ülkede yaşıyoruz. 

“DIJ” GÜÇLER Mİ ENGELLİYOR? 

Pekâlâ kim engelliyor bunu yapmamızı? 
“Dıj güçler” mi? 
Yetersiz insan kaynağımız mı? 
Bilimsel araştırma eksiğimiz mi?
Beceriksiz şirketlerimiz mi? 
Yoksa… 
Doğalgaz ve petrol lobileri mi? 
Kim? 
Kıt olan dövizimizi, kömür ve doğalgaz gibi hidrokarbon kaynakları ithal etmek ve bunları yakarak elektrik enerjisi üretmekten mutlu olmak… 
Akla ziyan çelişki yok mu burada? 

TÜRK GEMİ İNŞA SEKTÖRÜ İDDİALI: “DRES’LERİN TÜM AŞAMALARINI YERLİ VE MİİLLİ İMKÂNLARLA YAPARIZ.”

Denizüstü RES’lerin üretimi, 40’tan fazla sektöre sipariş veren dev bir üretim mekanizması ve tedarik zincirini besliyor. İstihdam boyutunda ise karada kurulu RES’lere göre on kat fazla istihdam sağlıyor. 
Türkiye’de deniz kıyısındaki şehirlerin, aynı zamanda yüksek seviyede elektrik tüketen ve sanayi gelişimi olan şehirler olması, DRES’lerin “tüketimin olduğu yerde üretim” ilkesine uygunluğunu da gösteriyor.  
İşin bir diğer boyutu ise DRES’lerin aynı zamanda Yeşil Hidrojen üretebilecek teknoloji ile kurgulanması… Tüm bu nedenlerle İzmir Valisi Süleyman Elban’ın müjdesini verdiği Çandarlı Limanı projesinin, dünyada pek çok örneği olan “Denizüstü Rüzgâr Enerjisi Üretim Bölgesi” olarak ilan edilmesi çok kritik önemde. 

GİSBİR VE SEKTÖR HAZIR 

Ve cevabı aranan en önemli sorulardan bir diğer şu: 
Dağların tepelerinde gördüğümüz RES’lere göre çok daha yüksek teknoloji ile üretilmesi gereken DRES’ler, sadece enerji sektöründe değil, gemi inşa sektöründe de çok yüksek seviyede yeterlilik istiyor. 
Özellikle Türkiye gibi derin denizlere sahip ülkelerde, temelleri deniz tabanına çakılan santrallerden çok, yüzer temelli santrallerin inşa edilmesi gerekiyor. 
Bilgi, sermaye ve teknoloji yoğun bir iş bu. 
Türkiye Gemi İnşa Sanayicileri Birliği (GİSBİR) altında kümelenen Türk gemi inşa sektörü, bu tartışmalara “Ben de hazırım!” cümlesiyle katılıyor. 

İTALYA’DA AYNISI YAPILIYOR

DRES’ler konusunda yaşadıkları heyecanın arka planında ise bu santralleri bütünüyle kendi imkânlarıyla yapabilme kabiliyetlerinin olması yatıyor. Özellikle son 15 yılda küresel ölçekte başarı hikâyesi yazan Türk gemi inşa sektörü; Denizüstü RES’lerin karmaşık mühendislik hesaplarını, tasarımlarını, Ar-Ge’lerini ve inşaatları tamamıyla kendi imkânlarıyla yerli ve milli olarak yapabiliyor.
Bu yetkinliğin en somut göstergesi, İtalya’nın kuzeyinde binlerce megavat DRES üretiminin yapılacağı bir limanın tasarımını, Türk gemi inşa şirketleri tarafından yapılıyor olması. 
 Çandarlı Limanı projesi bu yönüyle sadece rüzgâr enerjisi sektörü için değil gemi inşa sektörü için de büyük bir fırsat penceresi açıyor. 

ÇANDARLI LİMANI’NA 13 YILDA HARCANAN 4,5 MİLYAR TL ÇÖP MÜ? 

Temeli 2011 yılı Mayıs ayında atılan Çandarlı Limanı, çok büyük ve pek çoğu da hayali hedeflerle yola çıkan bir projeydi. Aynı yılın Haziran ayında yapılacak seçimler öncesinde alelacele temeli atılan liman, “Dünyanın en büyük 10 limanından biri olacak”  iddiası ile yola çıkmıştı. 
Pekâlâ bu iddianın maddi temelleri var mıydı? 
Yoktu!
Limanın temelinin atıldığı yıl, Türkiye’nin TÜM LİMANLARINDA elleçlenen konteyner sayısı 9 milyon adet seviyesinde iken, Çandarlı Limanı için tek başına yıllık 10 milyon TEU konteyner elleçleme hedefi belirlenmişti. 
İşin daha da enteresan tarafı, temel atma töreninden tam dokuz ay önce, Eylül 2010’da “Ulaştırma Kıyı Yapıları Master Plan Çalışması” yapılmış ve yayınlanan raporda “Türkiye’nin mevcut dış ticaret hadleri ve yaklaşık 20 kilometre uzaklıktaki Nemrut limanlar bölgesindeki kapasite artışı yatırımları dikkate alındığında Çandarlı Limanı’na gerek olmadığı” belirtilmişti.
Bu raporu hazırlayan çalışma komisyonunda, o yıllarda adı DLH olan ilgili kamu kurumunun uzmanları da vardı. 

BİLİM “YAPMA” DEMİŞTİ

Sorun sadece yanlış hedef belirlenmesinde bitmemişti. 
Apar topar başlanan inşaat faaliyetinde bir dizi sorunlar yaşanmış, rıhtım kazıklarında kaymalar yaşanmıştı. Yap-İşlet-Devret (YİD) modeli ile ihaleye çıkılan liman projesi için iki kez işletme ihalesine çıkılmış ve ihaleye teklif veren bile olmamıştı. Liman, AK Parti’nin İzmir için belirlediği 35 Proje arasında en çok önem verilen ve yatırım bedeli en yüksek projeydi.
Ve geldik bugüne… 
Geçen 13 yılda 150 milyon dolar (bugünkü kur seviyesi ile 4,5 milyar TL) harcanan bu projenin akıbeti belli değil. 
Ortalıkta kalakalan milli servetin ekonomiye değer yaratacak şekilde kullanılması için son derece akıllıca kurgulanan ve gerçekleşirse Türkiye’yi denizüstü (offshore) rüzgâr enerjisinde adeta dünyanın en önemli üretim üssü yapabilecek bir seçeneğimiz var. 

DEV POTANSİYELE HAZIR MIYIZ? 

DRES’lerin kurulacakları bölgelerde rüzgâr enerji potansiyeli, deniz derinliği ve taban yapısı, kıyıya uzaklığı, çevresel ve sosyal faktörlere dikkat edilmesi gerekiyor.  Ayrıca projelerin askeri yasak bölge ve eğitim-atış sahası içinde olmaması, deniz trafiğini engellememesi ve kıta sahanlığı açısından sorun teşkil etmemesi önem taşıyor. 
Türkiye’de DRES’lerde sıfır noktasında olmasının nedenleri arasında; Karadeniz,  Ege Denizi ve Akdeniz’in derin denizler olması geliyor. Ancak son yıllarda deniz derinliklerinden bağımsız olarak yüzer DRES’lerin kuruluyor olması, Türkiye’yi hem kendi denizlerinde hem de yakın coğrafyasında lider ülke yapma potansiyeline sahip.