Geçtiğimiz hafta Türkiye Meclis Üyeleri Birliği olarak Türk İş Bölge Başkanı Hayrettin Çakmak’ı ziyaret edip son yaşanan işçi eylemleri ve ne yapılması gerektiği ile ilgili bilgi aldık ama bin ah işittik! Durumun İzmir açısından da çok vahim olduğu aşikar...

İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin maalesef son dönemde açıkladığı mali veriler, tek başına bir belediyenin yaşadığı geçici bir sıkıntının çok ötesine işaret ediyor.
Bugün İzmir’de yaşanan tablo, aslında CHP’li büyükşehir ve ilçe belediyelerinin tamamını yakından ilgilendiren yapısal bir uyarıdır.

NET VE TARTIŞMASIZ

Büyükşehir’in son açıklanan yıllık bütçesi yaklaşık 110 milyar TL ama sadece SGK borcu 12 milyar TL seviyesindedir. Daha da çarpıcı olan ise aylık nakit akışındaki bozulmadır. Belediye Başkanımız Cemil Tugay’ın bizzat açıkladığı verilere göre, büyükşehir belediyesinin geçen ayki geliri 4,3 milyar TL, buna karşılık vergi ve SGK dahil gideri 5,8 milyar TL’dir. Bu, yaşanan durumun vehametini çok net ortaya koyuyor. Ve sadece personel giderlerinden kaynaklanan 1,5 milyar açık. Bu açık nedeniyle işçi maaşlarının gecikmesi ve çalışanların eyleme gitmesi, artık meselenin yalnızca teknik değil, sosyal ve siyasal bir sorun haline geldiğini göstermektedir.
Çalışan işçiler maaşlarını zamanında alamıyor ve haklı olarak eylem yapıyor.
Kirasını ödemekte zorlanan, çocuğuna istediğini alamayan bir çalışan açısından bu durum yalnızca bir “personel sorunu” değil aynı zamanda sosyal bir sorundur..
Aynı zamanda bu yaşanan tablo belediyemizin mali sürdürülebilirliğinin ciddi biçimde sarsıldığının da açık göstergesidir.

CHP’Yİ İLGİLENDİRİYOR

Aslında bu sorun CHP yi de ilgilendiriyor. Peki neden CHP’yi doğrudan ilgilendiriyor?
CHP’li belediyeler, yıllardır haklı olarak “sosyal belediyecilik”, “emekten yana yönetim” ve “halkçı yerel yönetim” söylemleriyle iktidar oldu. Ancak bu değerlerin sürdürülebilir olabilmesi için, hayatın olağan akışında güçlü bir mali disiplin ve kurumsal yönetim aklı şarttır. Aksi halde, iyi niyetle yürütülen sosyal politikalar bile finansal kriz duvarına çarpar. İzmir’de yaşanan durum, tam olarak budur. Bu tabloyu gören seçmen için mesele artık teknik bir bütçe tartışması değildir. Maaşı geciken işçi, hizmet bekleyen yurttaş ve vergisinin nereye gittiğini merak eden İzmirli için bu tablo, yönetim kapasitesi sorgulamasına dönüşmektedir. Bugün İzmir’de yaşanan tabloyu yalnızca “iktidarın belediyeleri sıkıştırması” ya da “ekonomik kriz” ile açıklamak, CHP’nin kendi yönetim pratiğini sorgulamasının önüne set çeker.
Oysa CHP, Türkiye’yi yönetmeye talip bir parti olarak, yerel yönetimlerdeki her başarıyı da her hatayı da ciddiyetle ele almak zorundadır.

İzmir örneği bize CHP’li belediyelerdeki bazı ortak risk alanlarını açıkça göstermektedir:

*Şişen personel yapıları ve verimlilik sorunu
* Belediyelerin asli hizmetleri dışında büyüyen yan faaliyet alanları
* Gelir artırıcı projelerde yetersizlik
* Belediye iştiraklerinin zarar eden yapılar haline gelmesi
* AB fonları ve uluslararası hibelerde düşük performans..

Bu sorunlar yalnızca İzmir’e özgü değildir;
Ankara’dan Adana’ya, Mersin’den Tekirdağ’a kadar birçok CHP’li belediyede benzer sıkıntılar sessizce birikmektedir.

NE YAPILMALI?

İzmir’de yaşananlar, CHP için bir erken uyarı sistemi olarak okunmalıdır.
Aksi halde bir atasözü; " dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olma" durumu söz konusu olabilir..

1. Parti üst yönetimi rehberlik etmeli..

CHP Genel Merkezi, belediyeleri yalnızca siyasi olarak değil, mali ve yönetsel açıdan da denetleyen ve yönlendiren bir mekanizma kurmalıdır, belediye başkanları yalnız bırakılmamalıdır..

Belediyelerin mali tabloları düzenli olarak analiz edilmeli, kriz sinyalleri erkenden tespit edilmelidir.

2. Profesyonel belediye yönetimi..

CHP’li belediyelerde artık “siyasi sadakat” değil, finansal yönetim, bütçe disiplini ve proje üretme kapasitesi esas alınmalıdır. Belediyeler birer kamu şirketi ciddiyetiyle yönetilmelidir.

3. Sosyal belediyecilik – Mali disiplin dengesi..

Sosyal yardımlar vazgeçilmezdir; ancak popülist genişlemeler yerine hedefli, ölçülebilir ve denetlenebilir sosyal politikalar benimsenmelidir.

4. AB ve uluslararası kaynaklar ortak havuzu..

CHP’li belediyeler, AB projeleri ve uluslararası fonlar için ortak bir proje ofisi modeli geliştirmelidir. Her belediyenin ayrı ayrı öğrenme süreci yaşaması yerine, bilgi ve insan kaynağı paylaşılmalıdır.

İzmir gibi bir kentin, Avrupa Birliği projelerinde bu kadar sınırlı kalması kabul edilebilir değildir. Ulaşım, çevre, iklim, sosyal belediyecilik ve dijital dönüşüm alanlarında hibe niteliğinde kaynaklar varken, bu fonlara erişememek büyük bir yönetim zaafıdır. Bu alanda uzman, yabancı dil bilen ve proje yazabilen profesyonel ekipler derhal kurulmalıdır.

5. Şeffaflık ve toplumsal destek..

Zor kararlar, ancak şeffaflıkla alınabilir. Belediye başkanları mali tabloyu halkla dürüstçe paylaşmalı; fedakârlık gerekiyorsa bunun gerekçesini açıkça anlatmalıdır.

BAŞLANGIÇ OLABİLİR

İzmir Büyükşehir Belediyesi bugün zor bir dönemden geçiyor. Ancak bu kriz, doğru yönetilirse CHP’li belediyecilik için bir yenilenme fırsatına da dönüşebilir. Başkanımız Cemil Tugay’ın, bu tabloyu inkâr etmek yerine, cesur ve gerçekçi adımlar atması; CHP’nin yerel yönetim anlayışı adına da kritik önemdedir. Çünkü İzmir’de başarı ya da başarısızlık, yalnızca İzmir’le sınırlı kalmaz. İzmir kazanırsa CHP güçlenir.
İzmir kaybederse, bunun bedelini yalnızca bir belediye değil, bir siyasi anlayış öder.