Mühendislik, insan yaşamı içinde aldığı yer itibariyle oldukça saygın bir meslek. İnşaat makine, elektronik, bilgisayar, yazılım derken dünyamıza adeta bir göktaşı gibi düşüp aklımızı avucunun içinde gezdirmeye başlayan meşhur yapay zekanın bile mühendisliği olacak diyordum ki, meğer o da varmış. Arapça “hendese” yani ölçme sözcüğünden yola çıkan mühendislik biliminin önemine vakıf olan herkes gibi ben de mühendisliğin gerçek anlamının yanı sıra kimi tasvirlerde insana yardımcı olması hasebiyle çok değerli olduğu tespitlerine katılıyorum. Gerçek anlamı zaten derya gibi, başka nerede kullanılacak ki diye soranlara futbolu işaret etmem de bir mahzur yok sanırım. Bir futbol maçında oynayacak oyuncu sayısı oyun kurallarının üçüncü maddesinde açıkça gösterilmiş olsa bile iş bununla kalmadığından takımlar başka bir perspektiften ele almaktalar konuyu. Sahaya çıkan “ilk on bir” diye bir şey varsa, maç boyu kulübede oturan yedekler ile olası sorunlar düşünülerek geniş tutulan alternatif kadronun bu işin önemli parçası olduğu sabit. Daha bunun alt yapısı, yeni transferi de var. Eh haliyle bu kadar insanı takımın menfaatlerini azami ölçüde gözeterek nasıl organize edeceğiniz sorusuna muhatap olunuyor ki işte o andan itibaren yepyeni bir mühendislik tipi ihtiyacı doğuyor şu anlatmaya çalıştıklarımızı özetlemeye.

KALDIRIM DEĞİL!

Kadro mühendisliği. İşsiz güçsüz ve biraz da hayta kimliklerin sokakta aylak aylak gezmesi üzerine üretilmiş “kaldırım mühendisliği” gibi muzip bir sözdizimi değil ve fakat üzerine ciddi biçimde eğilinmesi gereken bir alanda duran bu yeni iş, öz itibariyle bir kulübün can damarı olarak nitelenecek ağırlık içeriyor efendim. Can damarı dedim evet çünkü sahnede yer alan onbire gelene kadar, kuliste ne büyük fırtınalar koptuğunu bilseniz bana yerden göğe kadar hak vereceğinize eminim. Kadro mühendisliği ilk bakışta asıl görevi teknik ekiple yönetim arasında bağlantıyı sağlamak olarak görülen sportif direktöre kalmış bir planlama işi olarak düşünülse de işin perde arkasında sık rastlandığı üzere yüksek akçeli işlerden gelecek kişisel menfaatler bir anda kulübün menfaatlerinin ve bu konudaki sağlıklı çabaların önüne geçebiliyor. Teknik kadro diyor ki: “Bizim oyun felsefemiz şöyle ve bize buna uygun oyuncu lazım”.Yönetim diyor ki: “Hedefe ulaşmak için alınacak oyunculara ödenecek finansal kaynak ha deyince bulunmuyor, bu işi daha farklı ele almak lazım”. Oyunculardan menajerlerine yönelik ayrı feryat: “Kulüp bul bana hocam, 36 kişi var takımda, dürbünle baksam göremiyorum ilk onbiri”. Durum onu gösteriyor ki bütün bu feveranlara yanıt bulmak içinsanatçı hassasiyeti vebilim adamı titizliğiyle çalışmak gerek. Bir yandan alt yapıyla yarışmacı takım arasında köprü oluşturacaksınız, bir yandan geleceği sağlama almak adına kulübün “scout”ları tarafından bulunan futbola aç karakterli oyuncuları kulübün bünyesine eklemleyeceksiniz ve bunlar yetmiyormuş gibi yıldız oyuncuların kaprisiyle uğraşırken takım içindeki uyumu bozmamak adına parasal dengelerinin ayarlanmasına kafa patlatacaksınız. Nihayet transferiydi çalışanların haklarıydı, armudun sapı üzümün çöpü derken her kafadan ayrı ses çıkan bir ortamda sağlıklı bir kadro yaratmaya çalışacaksınız. Valla samimi söyleyeyim az iş değil bunlar. Hem dedim ya “canım kulübüm benim, sen benim herşeyimsin “diye teneke çalan ancak arka planda kulüp üzerinden kendi menfaatlerini önceleyenlerle uğraşmak ta işin cabası hani. Bu süreçte bu işi layıkıyla icra etmek için ne yapmalı, hangi okulu bitirmeli şeklinde sorular, bizi kurumsallaşmanın tavan yaptığı kulüpler hariç genelde kulübün eski isim yapmış oyuncularıyla çalışma ortamına götürüyor. Malum ülkemizde oynanan her maçtan sonra hem teknik kadroyu hem de yönetimi, sonuç üzerinden teraziye yerleştirip hiçbir evrensel yanı olmayan ağırlık ölçüleriyle tartan futbol uleması hemen her konuda fikir sahibi olduğu için, onların yıkıcı eleştirileri dairesinde en küçüğünden en büyüğüne dek kulüplerimiz neyi nasıl yapacaklarını bilemez hale geliyor. İşin kolayı var aslında. Yönetimler yıldızlardan oluşan takımlar kurmak yerine rollerin doğru dağıtıldığı takımı hedefleyerek başarıdan çok sürdürülebilirlik adına neye ihtiyaç varsa o konuda ince eleyip sık dokuyacak ve kısa vadede acı reçeteler içerse de uzun vadede geleceği kurtaracak kararları almalılar. Böyle yaparlarsa iş kolayca çözülür. Tabi bunu yaparken de kadro mühendisliğini“emmim dayım” yerine, bu alanda kendini ispatlamış olanlara bırakıp kenara çekilmeleri gerek. . Bir sonuç çıkmaz mı? Çıkar efendim çıkar. En alasından çıkar hem de hiç merak etmeyin. Yeter ki “çıkar” kulüpten başkasının çıkarı olmasın.