Hafta sonu bizim takımın maçı nerede arkadaşlar sorusunun cevabı “deplasmandayız” ise çileyle dostluk tazelemenin vakti gelmiş demektir. Futbolla çilenin ne ilgisi mi var? Bu soruyu soranlara acizane önerim futbolla değil sanatın muhtelif alanlarıyla ilgilenmeleri olacak efendim. Oralarda çilenin ne olduğu konusu hiç gündeme gelmez diyemem ama neticede eseri okur, dinler veya izler ve kendinizce sonuç çıkardıktan sonra yolunuza devam edersiniz. Oysa takımla birlikte alınan yolda rahatlık ne gezer. Bu işin ruhunda takımı evde olduğu gibi rakip sahada da yalnız bırakmamak, sahaya çıktığında var gücüyle destekleyerek tribüne çağırmak, maç boyunca dur durak nedir bilmeyen tezahüratla onun her koşulda başını dik tutmasını sağlamak yatar. Hele maçın oynanacağı yer yüzlerce kilometre uzaksa katlanılması gereken daha pek çok şey var ki orasını ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Peki bu neden yapılır diye sormayın. Bir takıma sırılsıklam âşık olmak her babayiğidin harcı değildir ve bendeniz bu duyguyu ağzımla kuş tutsam da betimleyemem. Sevginin armaya aidiyetle birleştiği ve sanki yaşamdaki her olumsuzluğa karşı bir nevi direnç oluşturduğu özel bir duygudan söz ediyoruz çünkü. Deplasmana yalnız gitmek kâğıt üzerinde kolaydır. İnternetten bir bilet aldıktan sonra binersiniz bir ulaşım aracına, gidersiniz maçın oynanacağı şehre ve ev sahibi taraftarların arasında sessizce izlersiniz maçı.

Sessizce diyorum zira takımınız gol attığında ayağa fırlarsanız kendinizi bir anda ailenize yönelik pek de nazik olmayan sözcükler eşliğinde eller üzerinde ve hatta olası kavga neticesi kapı dışında bulmanız ihtimali yüksektir. Esas keyif deplasmana toplu gitmektedir efendim. O ortamdaki neşe, birlik beraberlik ve takımla özdeşleşmek duygusu, yol boyunca yeni dostlar edinme şansı, yeni tezahüratları ezberleyerek sahaya yansıtma çalışmaları ve olası sorunları paylaşarak birbirini kollamanın hepsi başka yerde kolay kolay bir araya gelmez. Öte yandan toplumsal yapıların, hiyerarşilerin ve sınıfsal farkların geçici olarak ortadan kalktığı, bireylerin kendi aralarında saf ve eşitlikçi bir bağ kurduğu anlardır bunlar. Deplasman demek, ceplerde azıcık parayla yolculuk ederken uykusuzluğa bağlı had safhada yorgunluk, hele ev sahibi taraftarın fanatik olanları niyeti baştan bozmuşlarsa bu sayılanlara ilaveten bir de kavga gürültü riskini yüklenmek demektir. Tabi bunlar gerçek taraftarları caydırmak şöyle dursun bilakis onlar gittikleri sahada kendilerine sayı açısından daha çok kontenjan ve iyi bir yer verilmesini isterler. Buraya kadar iyi güzel de deplasmana gelen rakip taraftar maçı iyi şartlar altında izler mi, bakın işte o biraz soru işareti. Rakibe karşı her alanda olduğu gibi bu konuda da “derin bir saygı” duyulmakta olduğundan olsa gerek sahanın en kötü görüş alanına sahip yani kale arkasının en ücra köşesi bu cefakâr taraftara belli bir kişi sayısı sınırlaması ile tahsis edilir.

Misafirlerin başlarını bir sağa bir sola çevirmeye gerek kalmaksızın doksan dakika boyunca keyifle maç izlemelerini sağlamak epeyce takdire şayan bir davranış tabi. Demir parmaklıklara ilaveten kendilerini çevreleyen ve insana kafesteymiş hissi veren ağlar aslında üzerlerine top gelmesin ve kendilerini güvende hissetsinler diye misafirperver bir duyguyla yerleştirilmiş olup futbolun güzelliklerini her türlü kaygıdan uzak yaşamaları içindir. Biliyorum şimdi güvenlik falan diyeceksiniz de UEFA Eylül 2026daki Emniyet ve Güvenlik Tedbirleri Konferansı'nda deplasman taraftarlarına yönelik bireysel sorumluluğa öncelik verilmesini, deplasman takımı taraftarının maça katılımının kolaylaştırması ve toplu yasakların istisnai durumlarla sınırlandırılması konusunda ciddi adım attığını da biliyor musunuz? Kaldı ki Avrupa Konseyi de 2025’te Saint-Denis Convention’u suçun ve cezanın bireyselliğinden hareketle toplu yasağa karşı çıkarak örnek bir yaklaşım içinde oldu. Bu yüzden güvenlik sağlayacağız derken maçın zevkle izlenmesinin önüne geçmemek gerek çünkü insanlar öncelikle futbolun yüreğindeki güzelliklere ulaşmak istiyorlar efendim. Evde ya da deplasmanda futbolu yaşamak, hissetmek istiyorlar. Üç beş kendini bilmezin veya suça meyilli organize gruplarının taraftarlar arasına sızmasının önlenmesi halinde bu güzelliklere kısa zamanda ulaşılacağına ve bir gün iki taraf arasına konan perdelerin kalkacağına eminim. Bunun başarılmasıyla deplasman, kimilerinin iddia ettiği gibi bir cehennem değil insanca maç izlemenin önemli bir parçası olacaktır. Nihayet deplasman vefa demektir. Sevdiğiniz takıma karşı duyduğunuz sonsuz sevginin göstergesi yani. Örnek ister misiniz? Hemen verelim. 7 Eylül 2026 tarihinde Mardin’de oynanan Mardin 1969 –Bodrum FK maçınata Bodrum’dan kalkıp otobüsle kilometrelerce yol kat ettikten sonra deplasman tribününde yerini alan, tek başına olsada takımının bayrağını sallayarak maç boyunca tezahürat yapan ve bu övgüye değer mücadelesiyle baştan beri kızdığımız ev sahibinin dahi takdirini kazanan Birol Ahi isimli taraftarın kulübü tarafından ömür boyu kombine biletle ödüllendirilmesi size bir şeyler söylüyor mu?