Yıl 1990…
CHP Konak İlçe’de esnaf komisyonu sekreteriyim. Komisyon başkanımız ise geçmiş dönem il başkanımız, İzmir milletvekilimiz Sayın Tacettin Bayır.
Oturduk ve basit ama stratejik bir soru sorduk; yaklaşan meslek odası seçimlerinde CHP olarak nasıl etkin olabiliriz?
Çünkü tablo netti. Odalarda zayıftık. Temsilcilerimiz yok denecek kadar azdı. Bu durumun sadece bugünü değil, geleceği de belirleyeceğini biliyorduk. Kolları sıvadık, Üyelerimizin mesleki durumlarına göre sınıflandırıldığı ciddi bir veri tabanı oluşturduk. Kim hangi odada, hangi meslek grubunda, nerede etkili… Hepsi kayıt altına alındı. O günden sonra başlayan süreçte, meslek odalarının yönetimlerinde ve başkanlıklarında CHP’nin görünür ve etkin bir rol üstlenmesi sağlandı. Bu bir tesadüf değildi; bilinçli, planlı ve sahaya dayalı bir siyasal çalışmanın sonucuydu. Bugün dönüp baktığımızda ise tablo tersine dönmüş durumda. Meslek odası seçimlerinin neredeyse yarısı tamamlandı ve sonuçlara bakıldığında CHP’nin odalarda çok etkin olmadığını
görüyoruz. Daha da vahimi şu; ne ilin, ne ilçe başkanlarının, ne de yöneticilerin bu seçimlerle gerçek anlamda ilgilendiğine dair bir emare yok. Ziyaret yok, takip yok, sahiplenme yok. Oysa bu konu CHP açısından yeni de değil, bilinmeyen de… Meslek odaları, toplumun “örgütlü aklıdır”
Meslek odaları; esnafı, mühendisi, doktoru, avukatı, mimar ve şehir plancısını, yani orta sınıfı temsil eder. Orta sınıf ise; seçimi belirler, kamuoyunu şekillendirir, kriz anlarında yön tayin eder.
Bir parti odalarda güçlüyse; toplumun nabzını erkenden tutar, tepkiyi sandıktan önce görür, sözü yalnızca siyasetçiden değil, “meslek insanından” duyurur.
Odalar = doğal saha örgütlenmesi
Meslek odaları, partilerin yıllarca emek vererek kurmak istediği ama çoğu zaman başaramadığı bir yapıya sahiptir: Sürekli üye teması, günlük sorunlar üzerinden ilişki, seçimden seçime değil, hayatın içinden siyaset.
Odada yönetimde olan bir isim 7/24 sahadadır, mahallesini, çarşısını, işyerini bilir, parti için doğal kanaat önderidir. Bu nedenle odalar, partiler için bedelsiz ve organik bir örgütlenme alanıdır. Yerel iktidarın ön kapısıdır Belediye seçimlerini kazanan partilerin geçmişine bakın: Önce odalarda görünürlük, sonra belediye meclisi, ardından belediye başkanlığı.
Odalar imar, ulaşım, ticaret, esnaf politikaları gibi yerel yönetimin kalbini doğrudan etkiler. Odaları kaybeden parti, yerel yönetimde yalnızlaşır. Sendikalar ve odalar olmadan iktidar olmaz. Bu sadece bir bir partinin tezi değil, siyasal tarihin gerçeğidir.
* Avrupa sosyal demokrasisi
* Ecevit’in “ortanın solu” siyaseti
* 70’lerin yerel başarıları
Hepsi şunu söyler: “Sendika ve oda ile bağı kopan parti, halkla bağını koparır.” Bugün odalarda zayıf olan bir parti, yarın sokakta da zayıf olur. Seçim kaybedilmez, terk edilir. Meslek odaları seçimleri genelde “önemsiz” görülür: İl başkanı gitmez, ilçe başkanı takip etmez, sonuçlar sadece sosyal medyada öğrenilir. Ama siyaset boşluk sevmez. Siz yoksanız, bir başkası mutlaka vardır.
Meslek odaları seçimleri; partiler için mini referandumdur, tabanla bağın kopup kopmadığını gösterir, büyük seçimlerin öncül göstergesidir. Odaları kaybeden parti, önce örgütünü, sonra söylemini, en sonunda da iktidar iddiasını kaybeder.
Biraz geriye gidelim. 12 Eylül faşist darbesinden sonra ikinci kez tutuklanan Bülent Ecevit serbest kaldığında, bir grup CHP/SDD üyesi kendisini ziyarete gider. Ülke konuşulur, siyaset konuşulur, gelecek konuşulur. Gençler sorar;
“Yeni dönemde nasıl bir siyasi çalışma yürütmeliyiz?” Ecevit’in cevabı nettir ve bugün hâlâ yol göstericidir: “Yeni dönemde mutlaka odalarda ve sendikalarda etkin olmalıyız. Halkın her kesimiyle oralarda buluşmalıyız.”
Bu söz, sadece bir tavsiye değil, iktidarın sosyolojisine dair derin bir tespittir. Odaları ve sendikaları ihmal eden bir siyaset, tabanı zamanla kaybeder. Tabanı kaybeden ise önce yereli, sonra iktidar umudunu yitirir. Bugün İzmir’de yaşanan tam olarak budur. Siyasi eylemsizlik… Takipsizlik… Örgütsel rehavet…
Meslek odaları, sendikalar ve sivil toplum alanı boş bırakıldığında, o boşluğu başkaları doldurur. Sonra da “nasıl oldu?” diye sorarız.
İzmir’i kaybetmeye giden yol, sandıkta değil; odalarda, sendikalarda ve örgütsel hayatta başlar. CHP İzmir örgütünün artık bir silkinmeye ihtiyacı vardır. Sadece seçim dönemlerinde değil, hayatın her alanında var olan bir siyasal akla… Sahaya inen, dinleyen, izleyen ve yön veren bir anlayışa… Aksi halde kaybedilen sadece bir oda seçimi olmaz. Kaybedilen, siyasetin kendisi olur.