Emekli ve memurun iple çektiği ama her zaman hayal kırıklığına uğradığı zam dönemi yaklaşırken açıklanan enflasyon rakamları yine ENAG’ın açıkladığı rakamlarla uyuşmadı.
Türkiye İstatistik Kurumu’nun açıkladığı verilere göre Ekim ayında enflasyon yüzde 2,58, yıllık enflasyon ise yüzde 29,77 oldu.
Peki bu rakamlar emekli ve memurun biraz olsun nefes almasını sağlar mı tabi ki hayır. Çünkü vatandaşın enflasyonu ile açıklanan enflasyon arasında giderek büyüyen bir uçurum var. Marketin rafında, pazarcının tezgahında, ev sahibine ödediği kirada, elektrik ve doğalgaz faturasında vatandaşın hissettiği enflasyon başka kağıt üzerindeki rakamlar başka..
Bugün milyonlarca emekli ve memur, kirasını nasıl ödeyeceğini, torununa harçlık verip veremeyeceğini hesaplıyor.
İnsanların maaşına yapılan artış, daha cebe girmeden markette, pazarda, kirada eriyorsa bunun adı refah artışı değildir. Emekliye seyyanen zam yapılması kaçınılmazdır. Seyyanen zam yaparken emeklinin ödediği prim gün sayısı, çalıştığı yıl gibi kriterlerinde göz önüne alınması gerekmektedir.
Yoksa yıllarca çalışmış, prim ödemiş, ülkenin üretimine katkı sağlamış bir insanın emeklilik döneminde daha az prim ödeyenle arasında fark olmaması ve geçim derdiyle boğuşması kabul edilemez.
Elin emeklisi bu ay hangi ülkeye seyahat edeyim diye düşünürken ve ömrünün sonbaharında huzur ararken, bizim emeklimiz bugün en ucuz ürünü bulabilmek için ancak market market dolaşıyor.
Maaşını alıyor, önce kirasını ödüyor. Ardından elektrik, su, doğalgaz faturalarını yatırıyor. Geriye kalan parayla mutfağını doldurmaya çalışıyor. Ayın ortası geldiğinde hesap bitiyor, para bitiyor ama ay bitmiyor
Böyle bir tabloda emekliye yapılacak birkaç puanlık artış, vatandaşın yaşadığı gerçekleri görmezden gelmektir.
Memur da farklı durumda değil. Eğitimden sağlığa, güvenlikten kamu hizmetlerine kadar ülkenin yükünü taşıyan çalışanlar, maaşlarının enflasyon karşısında erimesini izlemek istemiyor.
Türkiye’de maaş artışlarının en büyük sorunu, hayat pahalılığıyla aynı anda hareket etmemesi. Enflasyon bugün yükseliyor, maaş artışı aylar sonra geliyor. Vatandaş o arada oluşan kaybı kendi cebinden karşılıyor.
Üstelik enflasyon farkı verilmesi, otomatik olarak refah artışı anlamına gelmiyor. Çünkü enflasyon farkı, kaybedilen alım gücünün gerisinden gelen bir düzeltme. Burada sistemin sorgulanması gerekiyor. Bunlar yalnızca ekonomik sorunlar değil. Aynı zamanda sosyal adalet sorunlarıdır.
Kasım ve Aralık aylarının enflasyon verileri de açıklandığında 2027 ocak ayında emekli ve memura yapılacak artışın kesin tablosu ortaya çıkacak.
Bugünden kesin zam oranı açıklamak mümkün değil. Ancak dört aylık tablo, maaşların üzerindeki baskının sürdüğünü açıkça gösteriyor. Bir ülkede emekli geçinemiyorsa, memur maaşını aldığı gün borçlarını düşünüyorsa, çalışan her ay daha fazla yoksullaşıyorsa orada ekonomik başarıdan söz etmek mümkün değildir. Seyyanen zam kaçınılmazdır. Bugün açıklanan yüzde 2,58’lik aylık enflasyon, yalnızca bir istatistik değildir. Mutfaktaki yangının, geçim sıkıntısının ve alım gücü kaybının bir başka göstergesidir.