Siyaset, sadece seçim kazanma yarışı değil; aynı zamanda toplumun hassasiyetlerini doğru okuma sanatıdır. Bu dengeyi kuramayanlar, kısa vadeli hamlelerle uzun vadeli kayıpların zeminini hazırlar.
Bugün Adalet ve Kalkınma Partisi’nin İzmir’de izlediği bazı politikalar tam da bu noktada ciddi bir stratejik hata olarak karşımıza çıkıyor. İzmir’e hizmet üretmek, projeler geliştirmek ve kentin kronik sorunlarına çözüm aramak yerine; Büyükşehir Belediyesi’nin mülkleri üzerinden yürütülen tartışmalar, kamuoyunda ciddi bir tepki oluşturmuş durumda. Özellikle binlerce gencin meslek sahibi olmasına katkı sağlayan “Meslek Fabrikası” gibi projelerin, vakıflar üzerinden belediyenin elinden alınmaya çalışılması; sadece bir mülkiyet meselesi değil, aynı zamanda toplumsal bir faydanın sekteye uğratılması olarak algılanmaktadır.
‘HİZMETE MÜDAHALE’
Oysa burada söz konusu olan bir kamu malının, başka bir kamu kurumundan alınmaya çalışılmasıdır. Bu durum, İzmirli seçmenin gözünde “hizmet üretmek” değil, “mevcut hizmete müdahale etmek” olarak okunmaktadır. Ve kabul etmek gerekir ki bu yaklaşım, Cumhuriyet Halk Partisi örgütü açısından beklenmedik bir sonucu da beraberinde getirmiştir. Dağınık görüntü veren yapı toparlanmış, eleştirilerle içe kapanan örgüt yeniden refleks göstermeye başlamıştır. Adeta “uyuyan dev” uyanmıştır. İzmir’in kendine özgü bir siyasi karakteri vardır. Bu şehirde seçmen, gerektiğinde belediyesine de başkanına da en sert eleştiriyi yapar. Hizmet eksikse söyler, yanlış varsa yüzüne vurur. Ancak söz konusu İzmir’in ortak değerleri ve kazanımları olduğunda, o eleştirel tutum yerini güçlü bir sahiplenmeye bırakır. Bugün yaşanan tam olarak budur. İzmir halkı, kendi belediyesine kızabilir; çöp sorununu da trafik çilesini de yüksek sesle dile getirebilir. Ancak dışarıdan gelen ve kentin kazanımlarını zedelediği düşünülen her müdahaleye karşı refleks gösterir. Bu refleks, sadece siyasi değil; aynı zamanda kültürel ve sosyolojik bir duruştur.
Bu nedenle bilinmelidir ki İzmir’de siyaset yapmak, sadece oy istemek değildir. İzmir’i anlamak, değerlerini kabul etmek ve o değerlere saygı duymak zorunludur.
Aksi halde ortaya çıkan tablo nettir: İzmir’e karşı duran her siyasi anlayış, karşısında birleşmiş bir İzmir bulur. Sonuç olarak; İzmir’de başarı, çatışma üzerinden değil, katkı üzerinden gelir. Kentin elindekini almak değil, üzerine koymak kazandırır. Aksi yöndeki her adım ise sadece siyasi rakibi değil, kentin tamamını karşınıza almanıza neden olur. Ve unutulmamalıdır: İzmir, kendisine karşı duranı asla cevapsız bırakmaz. Bu nedenle buradan Cumhuriyet Halk Partisi İzmir İl Örgütü’ne açık bir çağrı yapmak gerekiyor:
Bu rüzgâr geçici bir fırsat değil, kalıcı bir sorumluluktur.
Alanlarda yeniden buluşan, birlikte hareket etmenin heyecanını hisseden örgüt artık şunu yapmalıdır:
Daha çok sahada olmak,
Daha çok üretmek,
Daha çok anlatmak.
Çünkü siyaset boşluk kaldırmaz.
Ve o boşluğu kim doldurursa, yarının İzmir’ini o şekillendirir.
Bugün yakalanan bu birlik duygusu, eğer doğru yönetilirse yalnızca bir krizin sonucu değil, yeni bir başlangıcın da habercisi olabilir.
Unutulmamalıdır: İzmir’de seçim sadece kazanılmaz aynı zamanda korunur.